Perakendenin geleceğine yön verecek 3 şey (Turkishtime Perakende Zirvesi)

Barış Soydan

Hızlı, küresel, online. Turkishtime’ın Verifone ile birlikte düzenlediği “Perakende Buluşmaları”nın birincisinde sektörün liderleri, geleceğin şifrelerini bu üç kavramla özetledi. Müthiş bir ufuk turuna sahne olan buluşmaya giyim perakendesinin liderleri Silk & Cashmere'in Kurucusu ve CEO'su Ayşen Zamanpur, İpekyol Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Ayaydın, Orka Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Özlenir Grup Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin Özlenir, Mudo Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Taviloğlu ile Verifone Türkiye, Güney Doğu Avrupa ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş, Verifone Satış Müdürü Ersin Tuşgul, Ommedya Genel Müdürü Ensar Altun, Turkishtime Yayın Yönetmeni Barış Soydan ve Turkishtime Perakende Editörü Esra Kızıltan katıldılar.

 

Ommedya Genel Müdürü Ensar Altun: Verifone işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda ödeme sistemlerindeki ve perakende sektöründeki gelişmeleri birlikte ele alalım istiyoruz. Dünya değişiyor. Peki insanların tüketim alışkanlıkları nasıl değişiyor? Yerli perakendeciler değişim karşısında nasıl aksiyon alıyorlar? Önümüzdeki beş yılı nasıl görüyorlar? Gündemimizde bu konular olacak.

 

Silk & Cashmere'in Kurucusu ve CEO'su Ayşen Zamanpur: Sektörün sıkıntısı çok ama eğer geleceği konuşuyorsak yazarkasanın gündemden çıktığı, müşteriyi sıkmayan, hızlı alışveriş hizmeti sağlayan bir teknoloji istiyoruz.

 

Verifone Türkiye, Güney Doğu Avrupa ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş: Biz de aslında bunun için çalışıyoruz. Sizi daha az kaygıda bırakacak iş modeli geliştiriyoruz. Bunun için ödeme sistemlerine katma değerli entegrasyon çalışmaları yapıyoruz. Tek bir cihaz üzerinden istediğiniz teknolojiyi getirebiliyorsunuz. Tablet üzerinden ödeme yapıyorsunuz.  & Cashmere’de bu çalışmayı yaptık. Mağazaya 5 tablet koyduk, müşteriler sıra beklemeden tabletten ödeme yapabildi.

 

Mudo Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Taviloğlu: Biz hala e-faturaya geçemedik. Sektörün en büyük sıkıntısı hız. 2016'ya kadar 800 bin-1 milyon dolarlık zoraki bir yatırım yapıp yeni nesil yazarkasa sistemine geçmemiz gerekiyor. Bizim parkımız 350'dir. Buradan bakarsak ciddi bir maliyet getirecek.

 

Onur Altınbaş: Artık her kasanızı yeni nesle çevirmek zorundasınız. Birçok yazarkasa firması hizmet veriyor.  Bu firmaların hepsi veri merkezi kuruyor. Bu veri merkezinden her işlem Gelirler İdaresi Başkanlığı'na gidiyor.

 

Özlenir Grup Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin Özlenir: Biz BMD'de yeni nesil yazar kasalarla ilgili tüm üyelerimize bir bilgilendirme toplantısı yapmayı planlıyoruz. Üyelerimizden bu konu hakkında çok soru geliyor. Hizmet veren bütün firmaları davet edip onların know-how'undan faydalanma ve networking kurma açısından bir etkinlik yapacağız. Bizim kasa parkurumuz çok eski olduğu için bu konuda uzun zamandır çalışıyoruz. Birçok firmayla görüşmeler yapıyoruz. Maalesef şöyle bir şey var. Entegrasyona odaklanılıyor ama en iyi şekilde yapmak için çok uğraşılmıyor. Para harcanacak ama tatmin olmama riski mevcut. Fransa'da tanık olduğum bir şey var. POS'un içinden duty free kağıdı çıkıyor. Eskisi gibi araya kağıt at, pasaportu at gibi bir durum olmuyor. Orada bir barkod var, gümrükçüye de gitmiyorsunuz, yeşil yanarsa paranızı geri alıyorsunuz, kırmızı yanarsa paranız kalmıyor. Ben en son gittiğimde ne gümrükçü gördüm, ne de bir zorluk yaşadım. Paris'te yabancının alışveriş yapması inanılmaz kolaylaşmış ve hızlanmış. Bizim Türkiye'de ileriyi konuşurken hem yerli hem de yabancı müşterilerimizi düşünmemiz gerekiyor. Biz yurtdışından da müşteri çekmeye çalışıyoruz. Türkiye yabancı müşteriye alışveriş için elverişli bir ülke değil. Vergilendirmeden dolayı söylüyorum bunu. Türkiye'den bir ürünü almanın maliyeti yabancılar için kendi ülkelerinden daha fazla olabiliyor. Özellikle de dünya markalarını referans aldığınızda böyle bu. Bizim teknoloji kadar, cari açık gibi temel meselelere odaklanan koruma mevzuatını alışverişi ve turizmi kolaylaştıracak şekilde düzenlemek gerekiyor.

 

Ayşen Zamanpur: Bu mevzuat çok demode artık.

 

Tahsin Özlenir: Burada bir havuz problemi var. Biz havuzu doldurmak için uğraşıyoruz ama bir yandan da havuzu boşaltacak düzenlemeler yapılıyor. Biz devlet destekli İstanbul Shopping Fest yapıyoruz. Yani devlet de bizim aksiyonlarımızı destekliyor. Ama bir yandan da havuz boşalıyor.

 

Orka Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu: Bu konuda ciddi bir planlama yapılmadı. Shopping F est organizasyonuna baktığımızda, bir ay kala hareketlenme başlıyor. Dünyada böyle bir şey yok. Bu konuda en iyi örneklerden bir tanesi Dubai. Orada organizasyon hazırlıkları bir önceki organizasyonunun bitişinin ertesi günü başlıyor. SWOT analizi yapıyorlar. Burada önemli şeyler söylendi. Hız gerçekten önemli. Alışveriş bir cazibe işidir, biz burada bu algıyı ne kadar doğru yönetebiliyoruz? Biz sektör olarak son 10 yılda büyük bir ivme yakaladık. Ama bizi temsil eden satış danışmanlarını bu konuda ne kadar hazırladık? Bizim işimiz ölçme ve değerlendirme işi oldu, mühendislik oldu. Ama hala mağazalarda kısmen 18-20 yaşındaki çocuklarla, bu işi meslek olarak görmeyen, bu meslekle ilgili kendine yakıştıramayan çalışanlarla ilerleniyor. Bu nasıl çözülebilir? İşletme fakültelerinden her sene birçok öğrenci mezun oluyor. Biz bu öğrencileri işe alıp eğitmeye çalışıyoruz. Ben üniversitelerin mütevelli heyeti üyeleri ile sürekli görüşüyorum. Artık bu işin algı ve eğitim boyutunu birleştirerek bir perakende mühendisliği programının birkaç üniversitede 4 yıllık eğitim şeklinde açılması gerektiğini düşünüyorum.

 

Ayşen Zamanpur: Bazı yerlerde bu yönde eğitimler başladı.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Var ama 2 yıllık. Buna çok rağbet gösterilmiyor. Bir de MYO olduğu için hiçbir cazibesi yok. Bence eğitim içeriğinin bile  sektördeki tecrübeli kişiler ve STK'lar ile birlikte hazırlanması gerekiyor. Çünkü yönetici olarak tecrübe biriktirmiş durumdayız. Ama her mağazaya yetişemeyiz. Çoğumuzun bölge müdürleri bir şekilde kendilerini geliştiriyor. Kurslar yeterli değil. Biz onların önünü açmaya çalışıyoruz ama onların da bizim önümüzü açması lazım. Kasiyer yabancı müşteri geldiği zaman servisini nasıl verecek ya da kaç tanesi yabancı dil biliyor? Üniversitelerle işbirliğini geliştirmemiz gerekiyor. Yoksa el yordamıyla bir yere kadar...

 

 

Ensar Altun: İki tane örnek vereceğim. Birer sene aralıklarla oldu. Bir tanesi Saint Germain'deki Brunello Cucinelli mağazasında yaşadığım bir olay. Hiçbir şey almayacaktım, 30 küsur yaşlarında giyimi ve tarzı olan bir satış danışmanı vardı. İçeriye girdim, nereden geldiğimi sordu, İstanbul deyince bir dakika olmadan o görevli gitti başka bir görevli geldi. Azeri bir görevliydi, benimle Türkçe konuşmaya başladı. Dediğim gibi bir şey almayacaktım ama ayakkabı alıp çıktım. Aradan bir sene geçti. Başka bir yerde Prada mağazasına girdim. Orada da ne var ne yok diye bakıyordum, yine bir şey almayacaktım. Nereden geliyorsunuz diye sordular, İstanbul dedim. 5 dakika sonra bir adam geldi, terzisiymiş. 37 yıldır Prada'nın terziliğini yapıyormuş. Elazığlı bir Türk. 12 Eylül zamanından beri Prada için çalışıyormuş. Sohbete başladık, Cemalettin Sarar ve Niyazi Önen benim müşterim dedi. Ben oradan bir kazak ve gömlek alarak çıktım. Oradaki psikoloji müşteriye kendini iyi hissettirmek.

 

Süleyman Orakçıoğlu: İtalya'da mağazalarda üç dil yaygın İngilizce, Rusça ve Türkçe.

 

Tahsin Özlenir: Çin'i de unutmamak gerekiyor. Çin şu anda dünyada ve Türkiye'de de tax free satışlarında üst sıralarda. Verileri görünce şaşırdım. Türkiye'de gözle görülmüyor ama bugün İtalya'da da en fazla alışverişi Çinliler yapıyor, Rusları da geçtiler.

 

İpekyol Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Ayaydın: Gerçekten eğitim çok önemli. Kızımı Ingiltere'de Burberry'e staja sokacaktım. Staj için gönderdim. İlk önce matematik sınavına aldılar. Bir yaz Louis Vuitton'da staj yaptı, orada aldığı tecrübe büyük bir hikaye. Her sabah işe başlarken hepsi asker gibi diziliyor ve gerekli şeyler anlatılıyor. Onun için büyük firma haline geliyor. Hafta sonu tatilinde çalışanlara görev veriliyor, "Sen şu kütüphaneye, sen şu müzeye, sen şu tiyatroya gideceksin..." Pazartesi günü müdürleri görevlerinin yapıp yapmadıklarını soruyor. Genel kültürlerini test ediyor.

 

Ayşen Zamanpur: Louis Vuitton tabii A+ bir marka. 23 yıldır yurtdışında varız. Gucci ve Prada gibi markalara yaklaşmak mümkün değil. Bu markaların en yenisi 70 yıllık. Bununla birlikte yönetim, çalışanların eğitimi, ürün takibi, lojistik konularında gayet iddialı olabiliyoruz. Bunu da belirtmek gerekiyor.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Bu noktada kendi tanımımızı yapalım. Biz affordable luxury (ulaşılabilir lüks) kategorisindeyiz. Bu konumun en iyisi olmaya çalışalım. Mükemmeli yapalım derken hiçbir şey de yapamayabiliriz.

 

Tahsin Özlenir: Perakendenin en ciddi konusu insan kaynağı. Bizim insan kaynağımızın ilgi çekici tarafları var. Mesela geçenlerde bizim Beyoğlu mağazasının çatısı fırtınada uçmuş. Personelimiz çatıyı tamir etmeye çıkmış. Hayatını tehlikeye atıp böyle bir inisiyatif alıyor. Ama eksileri de var. Temeli eğitim.

 

Süleyman Orakçıoğlu: En az 3-4 üniversitede söylediğim bölümün açılması aynı zamanda bizim sektörümüzde çalışanlara bir statü de sağlayacak. Mühendislik dendiği zaman bir statü göstergesi olarak algılanacak.

 

Ayşen Zamanpur: Ama her seviyeye mühendisleri alacak değiliz. Onları bir koordinatör gibi konumlandırmak gerekiyor.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Tabii ki her seviyede olmaz. Ama onlar için böylece bir hedef koyuyorsun.

 

Tahsin Özlenir: Üniversite mezunu çocuk asgari ücretle yönetim merkezinde, muhasebede çalışmaya razı. Yüzde 50 maaş farkıyla kasada çalışmayı teklif ediyoruz, kabul etmiyorlar.

 

Ayşen Zamanpur: Bu konuda enteresan bir örnek anlatacağım. Bizim YKM Boyner'lerde corner'larımız var. Orayı da birinin yönetmesi gerekiyor. Bunun için çalışan arayacağımıza bir mektupla çalışanlarımıza gelin bu corner'ları gezin ve bir proje hazırlayın, sizi bu corner'ların başına müdür yapalım dedik. Sonuçta geçen ay bize 12 kişi geldi, sunum yaptı. Gerçekten gözlerim yaşardı ve sesim titredi. Hiç beklemediğim projeler geldi. Vizyonu, hedefleri olan sunumlar yapıldı. "Silk & Cashmere'ın corner'larının payının yüzde 10 olduğunu gördüm ben bunu yüzde 25'e çıkartacağım" diyenler oldu. Alkışlarla uğurladık, sertifikalar verdik. Bunu ilerlettik ve "Benim Keçim Geldi" adıyla bir proje başlattık. Şimdi herkes istediği konuda, "keçim geldi" diyor ve yönetim kuruluna ve üst yönetime sunuyor. Bu gençlere ufacık el uzattığınızda bence bir mucize ortaya çıkıyor. Eğitim ve motivasyon ile dünyada böyle bir eğitim yok.

 

Tahsin Özlenir: Tekrar teknoloji konusuna dönersek teknolojide Ömer (Taviloğlu) ve Süleyman'ın (Orakçıoğlu) dediği gibi iki konu var. Bir tanesi mevcut operasyonları nasıl hızlandırabiliriz, diğeri ise satışları artırıcı etki yaratabilir miyiz?

 

Süleyman Orakçıoğlu: Burada bir parantez açayım. Satışı müşteriyi rahatsız etmeden artırmak gerekiyor. Özgürlük alanını daraltmadan yapmak gerekiyor. En son SMS'lerle ilgili bir düzenleme yapıldı. İnsanlar rahatsız olduğu için bu taciz sayılır. Ama bu durumu da yasalarla sınırlandırmamak lazım. Ben burada onu sormak istiyorum. Burada nasıl bir çözüm olabilir?

 

Onur Altınbaş: Benim aldığım notlardan bir tanesi duty free işlemlerinin hızlandırılması ile ilgili. Sizin için orada hız önemli. Biz bu gibi geri bildirimleri alıp regülasyonlara da uygun bir şekilde teknolojik altyapının geliştirilmesine yönelik olarak çalışıyoruz. Regülasyonlar önemli tabii. Mesela POS cihazlarına mühür konuyor. Bunu burada yaparken cihazı yan çevirip çekiçle mührü vuruyorduk ama ön camı kırılıyordu. Yurtdışına bunu bildirdik, "Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?" dediler. Lokal şartlardan dolayı yaptığımızı açıkladık. Yurtdışında artık donanım seviyesinde mühre ihtiyaç yok, bu tip işlemler bulutta yapılıyor. Bundan sonra siz hangi cihazı kullanmak isterseniz kullanın. Uymamız gereken regülasyonlar var, onları da göz önünde bulundurarak, sizlerin ihtiyaçlarını gidermemiz gerekiyor. Günümüzde teknolojiyi doğru kullanmayan her 10 şirketten 8’i 2020’yi göremeyecek. Gelecek, insan kaynağını, zamanını, bilgisini anlık olarak yönetecek şirketlerin olacak.

 

Barış Soydan: Bunlar sadece teknoloji şirketleri değil mi?

 

Ayşenur Zamanpur: Hayır hayır değil. Teknolojiyi kullanamayan şirketler...

 

Ensar Altun: Firmalar şöyle bir uyanıklık yapmış. Diyelim ki, Beymen kartım var. Kartım yenilenirken yeni sözleşme yollanıyor. Sözleşmenin bir maddesinde SMS ve e-maile izin veriyorsun.

 

Ayşenur Zamanpur: Özellikle ıslak imzayla imzalıyorsun...

 

Süleyman Orakçıoğlu: Hız bizim için son derece önemli. Teknoloji bizim kasiyerlerin ve diğer elemanların pratik şekilde kullanabileceği bir şey olmalı. Sonuç itibarıyla onları ürkütmesin, korkutmasın... Yani içinde kaybolmasınlar...

 

Yalçın Ayaydın: İnsanların ilgisini çekmek için esprili bir tarafı olsun. Mesela Beacon verimli ile verimsiz müşteriyi ayırt edebiliyor mu?

 

Ömer Taviloğlu: Beacon ile ilgili bazı sorunlar var. Bluetooth wi-fi kadar geniş kapsama alanına ulaşamıyor. Öte yandan telefonda şarj yiyor algısı da maalesef yerleşmiş olduğu için insanların bluetooth’larını açmayacağı ve bu nedenle Beacon'ın da hiçbir zaman o düşünülen verime ulaşamayacağı belirtiliyor.

 

Onur Altınbaş: Altını çizdiğimiz nokta, hangi teknoloji gelirse gelsin, üzerinde çalıştığı platformun önem taşıdığı. Beacon olmadı, Apple pay geldi, iWatch geldi. Biz diyoruz ki, bu teknolojik platformu sunalım. Sizin alt yapınız esnekse tek yapmanız gereken el kaldırıp, bunları aktif hale getirmeniz.

 

Tahsin Özlenir: Şimdi can alıcı bir şey soracağım. Özellikle yeni yazar-kasa ve sistem değişiklikleri bir takım maliyetler ortaya koyacak. Burada bir takım değişiklikler gerçekleşecek mi? Veri şirketlerinde böyle değişiklikler olacak mı? Planda bir takım ortaklıklar var mı?

 

Onur Altınbaş: Evet bazı değişikliklerin olacağı kesin. Yeni nesil yazarkasalara geçişte şirketlere iletişim maliyeti gibi farklı maliyetler doğacak.

 

Tahsin Özlenir: Bankalarla farklı anlaşmalar yapılıyor.

 

Onur Altınbaş: Siz aslında orada hayatınıza devam edeceksiniz. O tür promosyonları yine gerek bankadan gerek yazar kasa firmasından alabileceksiniz.

 

Ersin Tuşgul: Biz size bir hamur sunuyoruz. Burası sizin oyun bahçeniz. Burada kuralları siz belirleyin. Biz yazılım ve donanım şirketiyiz. O bankaların da yazılımlarını biz yazıyoruz. Bu yıl diyoruz ki, kuralları siz koyun. Burası artık sizin platformunuz.

 

Ayşenur Zamanpur: Müşteriyi boğmamak önemli. Müşteri boğulduğu zaman çıkıyor. Ben bunu çok görüyorum.

 

Ensar Altun: Bence çok büyük tehlike. Müşterinin kalbine doğru oynayan marka kazanır.

 

Ayşenur Zamanpur: Ama bunu engelleyemiyorsunuz ki. Gönderilen mesajların zamanı da önemli.

 

Ensar Altun: Geçtiğimiz 10 senede çok büyük gelişmeler oldu. Hem Türkiye'nin hem de AVM'lerin hızlı büyümesi, çevre ülkelerden insanların alışverişe gelmesi, e-ticaretin hayatımıza girmesi... Bütün bunların çoğu kurgulanmadan başımıza geldi. Türk markaları bu durumun çok da iyi altından kalktılar. Peki 10 sene sonra ne olacak? Şu anda 10 yaşında olan ama 10 sene sonra 20 yaşında olacak bir çocuğa nasıl gömlek satmayı planlıyorsunuz?

 

Süleyman Orakçıoğlu: 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında çok büyük bir değişim yaşandı. Ancak teknolojinin de insanın hayatını kolaylaştırması lazım. İnsanın hayatına bir yük getirmemesi önemli. Üç farklı jenerasyona ait olan üç çocuğum var. Bir tanesi 20 yaş üstü, diğeri 18 yaşında, öbürü ise 4 yaşında... Hepsinin farklı farklı ilgi alanları mevcut. En çok gözlemlediğim çocuğum 18 yaşında olan. Onların kendi aralarındaki arkadaşlık ilişkileri, ilgi alanları , eğilimleri çok enteresan. Genel olarak bakıldığında ben merkezciler... Kendileri dışında gelişen olaylar onları ilgilendirmiyor. Onların dünyalarına girebilmek konusunda biraz daha farklı şeyler yapmak lazım.

Çünkü teknoloji anlamında onların ilgi alanlarına giren şey var, girmeyen şey var. Bu konuda ne kadar bombardıman da yapsanız, onları harekete geçiremiyorsunuz. Enteresan bir biçimde birbirlerini yönlendirebiliyorlar.  Ağızdan ağza iletişim ve sosyal medyayı kullanarak etkileşiyorlar. Başka bir şekilde birbirlerini yönlendirebiliyorlar. Onların ilgi alanlarına girebilmek için de davranışlarının ve ilgi alanlarının neler olduğunu bilmek lazım. Gözlem bizim için çok önemli. Bu gözlemi ortaya koyduğumuz zaman çok daha farklı tablolar ortaya çıkıyor. Birbirlerini çok net biçimde etkiliyorlar. Geçenlerde yurt dışına seni yollayayım dedim, kabul etmedi. Başka bir yer teklif ettim, bunu da kabul etmedi. Sonra Fiji Adaları'na gitmek istediğini söyledi. Şimdi bu enteresan. Çünkü orada bir kamp var, 3-4  arkadaş birbirini etkileyip oraya gidiyorlar. Bunun konuyla ne ilgisi var derseniz, şu an gündemde Survior'un etkisi mevcut. Bu programı bir şekilde yaşayacağı bir ortamı istiyor. Bu yüzden klasik, konvansiyonel iş yapma biçimimizi değiştirip, geliştirmemiz lazım. Nasıl ki, 5 yıl önceki iş yapma biçimimiz bugünle karşılaştırılınca çok büyük farklılık gösteriyorsa 5 yıl sonra daha da farklı olacak. Yalnız e-ticaretin payının sürekli artacağını düşünüyorum. E-ticaret sektöründe İtalyanların çok farklı biçimde kullandığı bazı teknikler var. Örneğin kişiye özel el yapımı ürünler üretiyorlar. Biz ise önce müşteriye mevcut ürünü satmaya çalışıyoruz. E-ticarette müşteriye göre ürün yapabilen yok. Müşterinin bilgisi bu noktada bize gerekli.

 

Ayşenur Zamanpur: Artık müşterinin kendisi bize gelecek.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Müşterinin sevdiği renk, vücut ölçüleri ya da başka bilgileri bizim işimize yarayabilir. Aslında birçok şeyi müşterinin kendi seçimine bırakmak önemli. Müşterinin tercihlerine göre kendimizi yönlendirmemiz lazım.

 

Ömer Taviloğlu: Son 10 senede teknoloji alanında, son 50 seneden daha fazla gelişme yaşandı. Bu sene beni en çok etkileyen olay şu: Hiçbirimizin haberi olmadan dünyadan bir şey fırlatıyoruz. 10 sene uzayda gidiyor. Sonrasında bir göktaşına konuyor. Yani önümüzdeki 10 sene dolmadan uzay turizminin başlayacağını düşünüyorum. Belki uzayda yaşanmayacak ama insanlar uzaya gitme imkanı yakalayacak. Kişisel deneyimler önem kazanacak. Bu ben merkezciliğin de tetiklediği bir şey olabilir. Her alanda verimliliğimizi kaybetmeden kişiye özel hizmet sunabilmemiz kısa vadede en önemli şey. Aslında ana tema hız... Tüketici kısa zamanda alışverişini neticelendirip, kaliteli hizmeti hesaplı alıp, ayrılmak istiyor. Bence Türkiye’de ana engel başka ülkelere nazaran teknolojinin maliyeti... Dünyanın diğer gelişmiş, markalarıyla yarışmaya çalıştığımız ülkelerine göre teknolojiye ulaşım maliyetlerimiz çok yüksek.

 

Ensar Altun: Elektrik gibi...

 

Ömer Taviloğlu:  Bu da dolayısıyla şu anlama geliyor; biz aslında büyürken kendi kaynaklarımızı tüketiyoruz. Büyürken güçsüzleşiyoruz. Bu, kendi içinde bir tezat barındırıyor aslında. Ve burada yine havuz problemine dönecek olursak,  Türk devleti dünyada birçok devlette olmayan marka teşvik programı kurdu ama, bir yerden havuzu doldurup bir yerden de havuzu boşaltıyoruz. Bu da bir tezat. Türkiye bir tezatlıklar ülkesi.

Türkiye özelinde risk, maliyetler yüksekken karların erimiş olması. Teknoloji ile gayrimenkulün dövize endeksli olması, riskler barındırıyor. Teknoloji, gayrimenkulden sonra önümüzdeki 10 yılın en önemli yatırımı olacaksa ve dövize endeksli kalacaksa, zorlanacağız. Sektör temsilcileri daha iyi ve kaliteli  hizmet vermekte istekli ama herkesin gücü aynı oranda değil. Bu da büyüklerin daha büyük olmasını, küçüklerin ise zorlanmasına neden olacak.

Başka riskler de var tabii bu arada. Büyüme gibi. Türkiye, son 10 yıldaki gibi büyümeyecek. Geçtiğimiz 10 yılda istisnai bir hız yakaladık. Onu becerebilirsek ülkeyi başka bir yere taşırız.

 

Ayşenur Zamanpur: Ben “Vah vah Ayşen dükkan açmış” neslinden geliyorum. Robert, Boğaziçi bitirip, Şişecam'da kariyer yaptıktan sonra dükkan açmak ayıp sayılıyordu. Galleria'da bir dükkanla başlamıştım. Benetton açarak. Ve “Vah vah Ayşen dükkan açmış” devrinden “Bayan Zamanpur perakendeye girmiş” devrine geldik.  AVM'lere çok güvendiğim için açtım. Bilmediğim çok şey vardı. Türkiye'de AVM yoktu. 1988'de açılıyor deyince atladık oraya. Galleria'nın açılması miladımızdır. Ardından yenileri geldi. Bu süreçte neler oldu. Bu süreçte Türkiye, perakendesi en hızlı gelişen ülke oldu. Markalar olarak bu fırsatı iyi kullandık. Sonuç olarak geldiğimiz yeri küçümsememek gerek. Marka olduk, büyüdük.

Marka sadece kar yapmaz. Marka olmanın bir bedeli ve ağırlığı vardır. Markalar etik, olmalı yasal olmalı, sürdürebilirliği korumalı, sosyal olmalı, çalışanlarına önem vermeli, müşteri mutluluğu kadar bunun için de çalışmalı. Bence böyle olmayan markalar yaşamayacak. Sırf teknoloji ayağı tek başına yetmez.

 

Tahsin Özlenir : Çok  küçükken mağazacılık hayatım başladı. Babamla birlikte. 1970'li yıllarında başı bile değil. 1970'te ilk ayakkabıyı Sezer Güvenergil'e sattım. Türkiye Güzeli. Çocuğum diye sattırdılar herhalde. Esas iş depodan kutu bulmaktı. İstiklal Caddesi'ndeydi mağaza. 1986 yılına kadar sürdü o iş. 1967 yılında başlamıştık zaten.

Teknoloji derken, bizim için o zamanlar teknoloji mağazaya klimaya taktırmaktı. Klima yoktu. Pervaneler filan vardı. Kredi kartını babama kabul ettirmem 1983 yılını buldu. Teknoloji dediğimizde neyi anladığımız önemli.

Ayşe'nin söyledikleri zaten her işletmenin, markanın sahip olması gereken şeyler. Bunlara sahip değilsen uzun ömürlü olmazsın.

Teknoloji sayesinde yeryüzünde milletler kalmadı aslında, bugün aynı lezzetlerden hoşlanan, aynı müziği dinleyen, aynı şekilde giyinen kabileler var. Biz bunlara kabile diyoruz. Amerikalı, Türk ya da Çin olması gerekmiyor. Aynı dünyanın insanı. Sen önce hangi kabileye hizmet vereceğini tespit edeceksin ve onlara nasıl farklılaştıracağını göstereceksin. Ürün, servis anlamında farklılaştıramıyorsak bir gelecek yok.

Bu işin  başlangıcı olarak Amerika'yı düşünecek olursak. Oradaki perakende aramızda uçurum farklar yok, her şeyin orada bizden önce yaşanacağını, dökülme değişim olacağını varsayarsak bizim daha vaktimiz olduğunu düşünüyorum.

Türkiye olarak Doğu’daki ülkeleri göz ardı etmememiz gerekiyor. İran, Gürcistan, Kazakistan, Arap ülkeleri, Kazakistan, Rusya.. Bu ülkeler bizim için büyük potansiyel. Amerika ile 10 yıl farkımız varsa onlarla aramızda 30 yıl yıl fark var.

Belki de gelecekte insanlar aşırı teknolojik olmamakla farklılaşacak . İnsanlar daha az teknoloji ve sadelik, basitlik isteyecekler. Daha kolay dokunulan, hissedilen şeyler önemli ve tercih edilir olacak. Şimdilerde bir öngörü var. Mağazalar showroom olacak, stok tutmayacaksın, deniyor. Lojistiğin gelişimi de bunu tetikleyecek.

 

 Süleyman Orakçıoğlu:  Gelecekte müşteri profilinin tanımlanmasında davranış bilimlerinin etkisi çok olacak. Biz Türkiye'de müşteri profilini tanımladık mı? Hayır, kesinlikle tanımlamadık. Örneğin Finlandiya, İsveç gibi Kuzey ülkelerinde üretim alanındaki sosyal etkenler çok önemli. Bu konu bir satın almama nedeni bile olabiliyor. İngiltere'de ise organik ürünlerin payı yüzde 23'e geldi. Buna karşılık Japonlar geleneksel tüketici. Bizde ise müşteri eğilim profili tam olarak ortaya çıkarılmadı. Yeterli bir veri yok.

 

Barış Soydan: Henüz yapılmadı.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Evet daha yapılmadı. Müşterilerin ne kadarı teknolojiye ilgi duyuyor, ne kadarı gelenekçi, ne kadarı duygusal, bunların tanımlaması gerekiyor.

 

Yalçın Ayaydın: Bugün baktığımızda Türkiye'de marka göremiyorum. Hep kişiler önde. Markalarımızın ismi okunmuyor. Biz kişiler öndeyiz. Ne zaman biz kişiler unutulur ve markalarımız bir yere davet edilirse o zaman marka oluruz. Çünkü markalarımızın içi hala boş.

 

Ayşen Zamanpur: Ben katılmıyorum. Markanın sözcüsü geliyor bu tip toplantılara.

 

Yalçın Ayaydın: Markalarımızın için hala boş. Her şeyi ile boş. Hala her şeyi biz yapıyoruz. Her şeye biz söylüyoruz. Niçin markaların içindeki kişileri bir yere yollamıyoruz?

 

Ayşenur Zamanpur: Yolluyoruz Yalçın ama çağırıldığımız zaman da biz gidiyoruz.

 

Yalçın Ayaydın: Biz gitmeyelim. Niye biz gidelim?

 

 

Ensar Altun: Reytiginiz fazla olduğunuz için sizi çağırıyoruz.

 

Tahsin Özlenir: Sen medyatiksin. Şikayetçiysen gitme. Dünyada da bu böyle. Sen firmanın yüzüsün, bu böyledir. Farklı değil yani.

 

Ensar Altun: İpekyol ne yapıyor peki?

 

Yalçın Ayaydın: Geçmişte kredi kartları yokken senetle, borçla mal satılıyordu, firmalar büyük risk içindeydi. Yarısı geliyordu, yarısı gelmiyordu ve şirketlerin yarısı batıyordu. Ne zaman kredi kartları çıktı, o günden itibaren perakende güçlenmeye başladı. Ne zaman bakalar dünyada olmayan bir şeyi hayata geçirerek taksit uygulamasını başlattı, o günden itibaren biz perakendeciler cirolarımızı artırmaya başladık.

AVM’ler çoğaldıkça güçlenmeye başladık. Ben sıfır sermaye ile kurulan bir şirketim. Babamın bana verdiği bir para yok. Nereye kadar hava paraları dağıtarak mağaza açabilecektim? AVM'ler çoğaldıkça hava parasız mağaza açmaya başladım. Bu da benim hayatımı da kolaylaştırdı.

 

Ayşenur Zamanpur: AVM'ler, kredi kartları, taksitlendirme, perakendenin yükselişi... hepsi bir arada.

 

Tahsin Özlenir: AVM’ler de borçla açıldı. Bankalar borç verdi. Dükkanlar nasıl açıldı? Krediyle, bankalar bize borç verdi. Mal nasıl satıldı? Müşteriye kredi verildi. İşte bugün geldiğimiz nokta. Türkiye’nin çıkmazı budur. Borç rakamının nerede olduğu belli. Neden kredilere sınırlama getirilmeye çalışılıyor? Çünkü gelecek tüketildi.

 

Yalçın Ayaydın: Bugün devlet diyor ki, devletin borcu yok. Peki özel sektörün borcu kimin borcu? O da devletin borcu. Ben borçlanıp AVM ile kontrat imzalamışım. AVM de benim kontratımı almış bankaya vermiş. Banka benim kontratıma güvenerek gidip yurtdışından sendikasyon kredisi almış...

 

Tahsin Özlenir: Para bolluğu Amerika’nın para basmasına paralel olarak yaşandı. Şimdi Amerika parayı sıkılaştırıyor. Her şey güzelken herkes işini iyi yapıyormuş gibi görünüyordu. Ama ağacın kökü fırtınada belli olur. Kaç ağaç kalacak, o zaman belli olacak. Büyüme borçla oldu.

 

Yalçın Ayaydın: Komşu ülkelerle ilişkilerimiz bozuldu ya da bölgesel savaş, iç savaş gibi durumlar nedeniyle kimse Türkiye'ye gelmez oldu. Turist sayısında ciddi bir azalma var. O nedenle cirolarda ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz artık.

 

Süleyman Orakçıoğlu: Yönetim becerilerinin ortaya çıktığı bir dönemdeyiz. Rüzgar arkadan estiği zaman hatalar görülmüyor. Şu anda herkesin kendisiyle yüzleşme zamanı da geldi. Türkiye’nin 70 milyonluk kendi pazarı kimseye yetmiyor. Biz hep 300 milyonluk bir pazar düşünerek kendimizi pozisyonladık. Yurtdışı mağazacılık ve yurtdışından gelen müşteri anlamında. Bu akışkanlığın sağlanması lazım.

 

Ayşenur Zamanpur: Hatta bütün dünyanın...

 

Süleyman Orakçıoğlu: Önce yakın coğrafyayı bir ele alabilirsek... Kendi gücümüzü gösterebileceğimiz bir ortam var bu coğrafyada. Rekabet koşulları, bilek güreşi yaptığımız markalar ve firmalar burada kendi boyumuza ve çapımıza göre. Avrupa'ya girince şartlar değişiyor.

 

Ayşenur Zamanpur: Türkiye’de yabancılarla ayakta kaldıysak bütün dünyada ayakta kalırız. Hiç o kadar kırılgan hissetmiyorum. Kırılganlığı azaltmanın bir yolu da dünyaya açılmaktır. Bu masadaki marka arkadaşlarım için söylüyorum, yurtdışında başarılı olabilecek kapasitemiz, bilgimiz, görgümüz, malımız, ürünümüz var. Geçici politikalarla moral bozmamalı. Vizyon olarak Türk markaları hakikaten çok yol aldı. Survivor gibiyiz. Çok çalışıyoruz.

 

Yalçın Ayaydın: çok daha çalışmamız lazım. Altyapıya, İK’ye, pazarlamaya, lojistiğe çok ciddi yatırımlar yapmamız lazım. Online sistemlerimize ciddi yatırım yapmamız lazım. Şu anda bile bizim şirketimizin cirosunun yüzde 3'ü online. Bu iyi bir rakam. Bugün yüzde 3 ise gelecekte nereye gideceğini düşünemiyorum. Ben hâlâ bir şey almadım ama benim 19 yaşındaki oğlum her şeyini online olarak alıyor. Bu kuşak parasını kazandığı gün her şeyini online alacak. O gün cirolarımız daha da artacaktır.

 

Tahsin Özlenir: Türk şirketleri üzerinden yabancı markalar da dediğimiz coğrafyaya yayılıyorlar. En iyi partileri biziz adamların; bize her gün teklif geliyor. Hem Doğu, hem Doğu Avrupa’da işbirliği anlamında.

 

Onur Altınbaş: Verifone’da İstanbul’dan 63 ülke yönetiliyor. Doğu Avrupa, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Güney Afrika...

 

Yalçın Ayaydın: Bizim biraz da Gümrük Bakanlığı ile çalışmamız lazım. Yurtdışına gönderileri birazcık pratik hale getirmemiz lazım. Orada ciddi sıkıntılar var, kolaylaştırmamız lazım.Yeni dönemde hem dış ticaret hem gümrük anlamında mevzuatı kolaylaştırmamız lazım. Turkishtime'ın kapağa taşıması lazım bunu.

 

Tahsin Özlenir: Tax free'yi konuştuk. Esasında bizim tax free satışlarımızın ihracat sayılması lazım, neden sayılmıyor? Çok ciddi anlamda üzerinde durulması lazım. Ben bunu tax free'nin Genel Müdürü’yle de konuştum, gündeme de getirdim.

 

Ayşenur Zamanpur: Dünyada nasıl sayılıyor acaba?

 

Tahsin Özlenir: Bizim esasında bir ihracatçının yararlandığı kredi olanaklarından da yararlanmamız lazım. Belki de ben İTKİB'deki bir ihracatçıdan daha büyük ihracatçıyım ama İTKİB'de oy hakkım yok. Eximbank'ın kredilerinden yararlanamıyorum. Esasında yolcu beraberindeki ihracattan bir farkı yok. Bunun da gündeme gelmesi lazım.

 

Yalçın Ayaydın: Bizim Tahsin'le konuştuğumuz bir konu daha vardı. Yurtdışında kredi kartlarının taksitlendirilmesiyle ilgili.

 

Tahsin Özlenir: Bunun da engellenmesini istemiştim. Biz vadeli ithalat yaptığımızda, ithalatı bir gün bile geciktirsek yüzde 6 KDV ödüyoruz. Ama bugün bir tüketici yurtdışında taksitle alışveriş yapıyor. Tax free alıyor, bir de taksitle ödüyor. Biz diyoruz ki, bari yurtdışında taksitle ödeme imkanı olmasın. Bize bu kadar zorluk getiriyorsun, neden yurtdışındaki alışverişi bu kadar teşvik ediyorsun?

 

Yalçın Ayaydın: Onlara da yüzde 6 KDV bindir, bizdeki gibi.

 

Mustafa Taviloğlu: Devlet diyor ki vatandaşa, “Git seyahat et, alışverişi de yurtdışından yap gel.” Bu şartları göz önünde bulundurduğun zaman, bırak turistin buradan almasını, bizimkinin de yurtdışından alması daha cazip.

 

Ensar Altun: Şu anda mesela New Balance'ın bazı modelleri Paris'te daha ucuz.

 

Mustafa Taviloğlu: Hepsi. Daha sezon geçsin, mayıs gelsin sen o zaman gör.

 

 

Tahsin Özlenir: Ticari maksatlı olmadığı zaman yolcu beraberindeki satışından vergi almıyorlar. Ben bunların hepsini Müsteşarımıza söyledim. Buradan Amerika’ya giderken soruyorlar bize, “Ne kadarlık alışveriş yaptın?” diye. Bin doları geçtiysen vergi alıyor senden. Bir bakıyorsun, dört -beş markalı ürün almış, gümrükten geçiyor. Bunların da bir limiti olması gerekiyor. Çünkü perakendeci haksız rekabete uğruyor bu şekilde.

 

Barış Soydan: Ödeme sistemlerinde mevzuat açısından büyük bir değişim döneminden geçiyoruz. Bu yıl sonuna kadar tüm yazarkasaların yeni nesil yazarkasalarla değiştirilmesi gerekiyor. Türkiye’de bu değişimin lokomotifliğini yapan şirketlerden biri Verifone. Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

 

Verifone Türkiye, Güneydoğu ve Rusya Genel Müdürü Onur Altınbaş: Verifone Silikon Vadisi şirketi. Dünyadaki kartlı ödemelerin yüzde 40'ının üzerinde geçtiği, tüm dünyada 26 milyondan müşteriye hizmet veren güvenli ödeme sistemleri firması. Daha önce biz Türkiye’de perakende ile bu kadar yakın çalışmıyorduk. Yeni nesil ödeme cihazlarıyla bizim için de yepyeni bir dönem başladı. 2016’da tüm yazarkasaların yeni nesil olması yönünde çıkacak yasa ile birlikte perakende sektörü ile birebir yakından çalışmaya başlayacağız. Yasa kapsamında 2016'ya kadar tüm yazarkasaların yeni nesil olması gerekecek. Bütün yazarkasalar artık akıllı cihazlar haline geliyor. Böylece her işlemi Maliye Bakanlığı'na, Gelir İdaresi Başkanlığı'na iletiyorlar. Mobil cihazlarda bu başladı. Restoranlara gittiğinizde yazarkasa mobil cihazlar ayağınıza geliyor. Artık tek kasa ile işlem yapılıyor. İçeri gidip size fiş vermiyorlar. Hem slip hem fiş birlikte veriliyor. Yarın bu masaüstü yazarkasalarda da yapılacak.

 

Yeni dönemde firmalar ödeme sistemlerinde daha aktif rol alacaklar. İnovasyonu, katma değerli servisleri mağazalarına daha kolay uygulayabilecekler.  Bugün örneğin Silk & Cashmere istediği bankayla, istediği zamanda  çalışabiliyor, bütün kartlı cirosunu istediği bankaya yönlendirebiliyor. Bunun birçok avantajı var. Bankadan herhangi bir operasyon beklemek zorunda kalmıyorsunuz. Komisyon oranları optimize edilebiliyor. THY'de bu sisteme geçtik. THY’nin tüm kartlı işlemlerdeki ciro yönetimini biz yapıyoruz.

 

Verifone uluslararası bir şirket olduğu için sadece Türkiye değil yurtdışı mağazalarınızın cirosunu da yönetebiliyorsunuz.

 

Teknolojik büyük gelişmelerden bahsediyoruz bugün. Gelecekte saatle ödeme de yapılacak. Altyapınızı değiştirirken seçeceğiniz teknolojiyi daha detaylı incelemeniz gerekiyor. Böyle bir platforma sahip olduğunuzda sadece elini kaldırıp “Bütün şirketlerimde iWatch'la ödeme yapılsın” diyebileceksiniz...

Apple'ın başlatacağı ApplePay yepyeni bir alan açmış oldu. “Beacon”larla müşteriyi tanıma da gündemde. Bu teknoloji ile müşteri mağazaya girdiğinde daha önceki alışveriş alışkanlıklarınıza göre bilgi sunuluyor...

 

Tahsin Özlenir: Akıllı yazarkasalarla ilgili en önemli sorun belli bir limitten sonra fatura kesilmesi. Bu limitlerin maliye ile konuşulup düzeltilmesi gerekiyor. Bu limitlerin yükseltilip, fatura kesmeden halledilmesi gerekiyor. Biz mesela hiç yazarkasa kullanmıyoruz ama hep fatura kesiyoruz. Bizim parça başı faturayı geçiyor. Bu lobinin tüm sektör temsilcileri tarafından yapılması gerekiyor. Aksi halde bu akıllı yazarkasalar da depoda duracak ve biz boşuna fatura kesmeye devam edeceğiz.

 

Ersin Tuşgul: Yeni çıkan kanunda şöyle bir şey var: 800 TL'nin altında ya da üstünde fatura kesiyorsanız ve kredi kartı yerine nakit alıyorsanız, ödemenizi yine yeni nesil bir yazarkasa üzerinden almanız gerekiyor. Eskiden yazarkasayı alıp kasanın altına koyuyorsak, faturamızı kesiyor, banka POS'undan ödememizi alıyor, müşteriyi gönderiyorduk. Şimdi böyle değil. Bakanlık diyor ki, “Sen istersen faturanı yine elle kes ama fatura numarasını ve tutarını yeni nesil yazarkasaya gireceksiniz, kredi kartı ödemesini öyle alacaksınız. Sonunda bir bilgi fişi çıkacak, ben bunu göreceğim, eşleştireceğim.”

 

Tahsin Özlenir: O zaman bizim master yapan elemanlara ihtiyacımız var.

 

Tahsin Özlenir: Faturayı da içine alan bir kapsamda sistem geliştirilmeli. Hatta tax free faturalarını da oradan kesiyor olmamız gerekiyor. Kasada öyle bir tuş var ama hiç kullanmıyoruz. Özellikle yazın turist yoğunluğumuz artıyor. Satışın yüzde 20-30'u oradan geliyor. Kasa öyle kritik bir nokta ki, müşteri bir saat ürün bakar ama kasada bir dakika tahammül göstermez. Sizin o dediklerinizi yapsak müşteri bir saniye bile durmaz, ürünü almadan çıkar gider. Müşteri sinirlenince kasadaki de usulsüzlük yapabiliyor.