Fotoğraf!

Ara ara hayatın koşuşturmasından kendimi soyutlamayı ve bir durup anın fotoğrafını çekmeyi ve bu fotoğrafa bakarak yorum yapmayı severim.

Bugünün teknoloji ile ilgili fotoğrafını çektiğimde şu resmi görüyorum.

Teknoloji kabuk değiştiriyor ve her şeyin internete bağlı olduğu dördüncü sanayi devrimi olarak adlandırılan veya nesnelerin interneti denilen döneme giriyoruz ve hatta girdik. İş dünyasındaki bütün paradigmalar değişmeye başlıyor. Uzaktan hack'lenen otomobiller veya yazılım manipülasyonu ile emisyon değerlerinin yanıltıldığı söylenen araçlar, fabrikalarda insanların yerini alan robotlar, kendi kendine öğrenen yapay zeka algoritmalarının yükselişi, üç boyutlu yazıcılar ile değişen deneyim/tasarım ekonomisi bugünün gerçeği. İspanya’daki bir tiyatronun gelirlerini yukarı çıkartmak için akıllı koltukları monte etmesi ve “Güldükçe Öde” konseptiyle izleyicilerin karşısına çıkması, bu yeni dönem içerisinde en çarpıcı örneklerden biri. Artık sanat ile teknolojide aynı eksende buluşabiliyor...

Rekabet avantajının ana odağı

Öte yandan İngilizcesi “Chief Digital Officer – CDO” Türkçe karşılığı dijital teknoloji lideri olarak tanımlanan bir rol ortaya çıktı. Artık şirket organizasyonlarında satışın, satın almanın, pazarlamanın, müşteri ilişkilerinin teknolojiye dokunmadan yapılması mümkün değil. Eskiden destek birimi olarak görünen bilgi işlem departmanı şimdi rekabet avantajının yaratıldığı ana odak olarak görülüyor. Bu yeni tanım ve organizasyon içerisindeki yeri buna güzel örnek.

Fakat bir yandan da teknoloji ve internet çağı eleştirilirken en çok kullanılan kelimelerin “oyun”, “tüketim”, “sosyal medya”, “tembellik” olduğu görülüyor. Hala TV programlarında bilgisayarın oyun cihazı olarak konumlandırıldığı, öğrencileri tembelliğe yönelttiği, insanları asosyal yaptığı temalara rastlamak mümkün. Bütün bunlar bilişim kültürü içinde ele alınması gereken konular ve bunları tartışarak vakit kaybetmek çok ama çok anlamsız. Bireyin, şirketin ve ülkenin bunlara takılmadan teknoloji ile neler yapabileceğini keşfetmek lazım. Bütün odak noktası teknoloji ile üretmek ve değer katmak olmalı.

Bugün çektiğimiz bu fotoğraf ile on sene sonraki fotoğraf arasında ne fark olacak dersiniz? Çok daha fazla teknoloji kullanacağız ve teknolojide yeni derinlikler, kullanım modelleri, ürünler, uygulamalar keşfedeceğiz. O kesin! Peki soru şu: Biz Türk şirketleri olarak 10 sene sonraki resimde ne durumda olacağız? Yeni Türkiye sınırlarının dışına taşan girişimler çıkartabilecek miyiz? Kendini iyi yetiştirmiş dünyanın her yerinde iş çıkartabilecek bireyler çıkartabilecek miyiz? Bu soruların cevabı bugün ile yarın arasında atacağımız adımlara, alacağımız risklere bağlı...