Çin artık bildiğiniz Çin değil!

Turkishtime Dergi

Bugünü anlayarak geleceği öngörmek... Ünlü fütürist John Naisbitt’in yıllardır yaptığı iş bu. 1982’de “Megatrends” kitabıyla bir anda dünya çapında bir üne kavuşan John Naisbitt, öngörüleri ve eşi Doris Naisbitt ile birlikte yürüttüğü araştırmalarla yöneticilere, liderlere yol gösteren bir rehber aynı zamanda. Yıllar boyunca dış dünyaya kapalı olan Çin’in yükselişini herkesten önce görebilmiş olan Naisbitt çifti, şimdilerde öngörülerinin bir bir kanıtlarını görüyor. Çin’de yaşanan değişimi araştırmak üzere kurdukları enstitüde, yaptıkları uzun soluklu araştırmalarla adından söz ettiren Naisbitt’ler, hala Batı’nın Çin’i anlayamamasından şikayetçi. Ülkedeki muazzam potansiyelin bir türlü farkedilmediğini düşünen Naisbitt’ler, bunda yaşanan sosyo-ekonomik sorunların etkili olduğuna inanıyor. Ancak onlara göre, bu sıkıntılar neyse ki hızlı bir biçimde aşılıyor ve dünyanın en yaratıcı ve inovatif ülkelerinden biri olma yolunda hızla ilerleyen bir süper güç duruyor karşımızda. GDOL konferansında bir araya geldiğimiz John ve Doris Naisbitt, Çin’de yaşanan gelişmeleri ve ülkenin gelecekteki yönünü Turkishtime’a değerlendirdi.

Çin’de bir enstitü kurduğunuzu ve burada önemli araştırmalar yürüttüğünüzü biliyoruz. Bize bunlardan bahseder misiniz?

Doris Naisbitt: Naisbitt Chine Institue, kâr amaçlı olmayan bağımsız bir araştırma enstitüsü. Burada 2006’dan beri Çin’in sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümüne dair araştırmalar yapıyoruz. Bu enstitü bildiğiniz gibi başlangıçta “China’s Megatrends” kitabı için gerekli araştırmaları sürdürmek üzere kuruldu. Fakat 10 yıllık bir araştırmanın ürünü olan “China’s Megatrends”i yayımladıktan sonra, Çin’in iç bölgelerini araştırmak ve özellikle batısına odaklanmak istedik. Araştırmalarımızın sonunda şehirlerle kırsalın entegre olamamasının ülkedeki en büyük sorun olduğunu gördük. Örneğin; Çin’in batısında yer alan 14 milyon insanın yaşadığı Chengdu şehrinde yaptığımız araştırmalarda, şehirde yalnızca 9 milyon insanın yurttaş olarak kayıtlı olduğunu gördük. Kayıtlı olmayan insanlar ise şehrin sosyal hizmetlerinden faydalanma hakkına sahip değil. Mesela hastaneler, okullar ve yönetim kademesindeki kurumlardan hizmet alamıyorlar. Çünkü bu imkandan yararlanmaları, nerede doğduklarına bağlı. Ancak doğdukları yerin sosyal imkanlarını kullanabiliyorlar. Çin’deki şehirleşme sorunu çok çok önemli bir sosyal sorun.

John Naisbitt: Çin’deki her şehrin problemleri ve avantajları birbirinden inanılmaz derecede farklı. Bazıları oldukça gelişmiş ve iyi durumda. Bazıları ise çevresel, ekonomik, sosyo-kültürel alanlarda çok kötü ve alması gereken çok yol var. Bizim araştırmalarımızı sürdürmemizin ve Çin’e bu kadar zaman harcamamızın bir nedeni de bu. Bu problemleri anlamak, bizzat sahada olmakla mümkün. Özellikle batıda bulunduğumuz Chengdu şehrinde uzun süre araştırma yaptık. Yaptığımız araştırmanın sonuçlarını yeni çıkan “China in Innovation: The Chengdu Triangle”  kitabında topladık.

“China’s Megatrends” kitabınızda Çin’i mercek altına almış ve tüm dünyaya büyük bir güç olacağını göstermiştiniz. Yeni kitabınızda ne anlatıyorsunuz?

DN: Bu kitapta özellikle Çin’in gelişiminde önemli bir rol oynayacak olan ülkenin batısına çeviriyoruz yönümüzü. Chengdu şehrinde 1,5 yıl boyunca yaptığımız araştırmalar sonucu, oldukça kalabalık olan bu şehrin kırsalı ve şehri entregre eden yenilikçi yaklaşımlarını model olarak sunuyoruz. Ve Çin daha da büyümek istiyorsa Chengedu’nun gelişimini örnek almalı diyoruz.

Çin yıllarca taklit ürünler nedeniyle eleştirildi. Şimdi inovasyona geçiş yaptığı belirtiliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

JD: Çin’de bu durum da hızla değişiyor. Sonuçta inovasyon temelli bir büyüme hedefi var ülkenin. Geçen yıl ülkenin ilk ticari elektrikli uçağı üretildi ve bu tür örnekler giderek çoğalıyor.

DN: Çin elbette inanılmaz bir şekilde taklit etmeye ve kopyalamaya devam ediyor. Ancak unutmayalım ki, bu durum Çin’in büyümesine katkı sağlarken “gerçeği” yaratması gerektiğini anlamasına yardımcı oldu. Artık kendi teknolojilerilerini yaratmaya odaklandı ve imitasyon işinden giderek uzaklaşıyor. Çünkü mevcut hükümet bu konuda çok hassas. Kopyalamadan uzaklaşmak da inovasyona odaklanma stratejisinin oluşmasında büyük fayda sağladı. Geçen hafta Şangay’a 80 km’e uzaklıkta olan bir şehre Su-Chou’ya gittik. Su-Chou, Çin’de pek çok sektörün toplandığı bir endüstri bölgesi. Ve zaten böyle bir misyonu da var şehrin. Fortune 500 listesinde yer alan 124 şirket burada konumlanmış. Burada yer alan 100’den fazla şirket sadece 2010 yılında yaklaşık 7 bin patent oluşturdu. Chengdu ise Fortune 500 listesinde yer alan 200’den fazla şirkete ev sahipliği yapıyor. Bunlar önemli göstergeler. Çin son yıllarda yeteneği destelemek ve beyin göçünü engellemek için harekete geçti. Çok başarılı bir öğrenciyseniz ya da bilim adamı iseniz çalışmalarınızı Çin’de sürdürmek için sizi davet ediyorlar. Ve bunun için gerekli finansal desteği ve teknolojik donanımı bir yıl boyunca veriyorlar. Böylelikle son yıllarda gerçekten çok büyük bir yetenek havuzu oluşturmaya başladılar. Bu, Çin’in imitasyondan inovasyona geçme isteğinin en büyük göstergesi. Ve bunun sonuçları yakın zamanda görülecektir. Sadece Su-Chou değil ülkenin pek çok yerinde bu tür programlar uygulanmaya başladı artık.

JD: Batı hala Çin’i yanlış anlıyor. Türkiye ise hem batıya hem de doğuya yakın bir ülke olarak Çin’i iyi anlamalı çünkü her iki ülkenin gelişimi de birbirine paralel seyrediyor. Bence Türkiye ekonomik anlamda Çin’i kendine dost edinmeli.

Peki inovasyon temelli bir büyüme için Çin, öncelikle hangi endüstrilere odaklanmalı?

JD: Kesinlikle yeni teknolojilerin geliştirildiği yaratıcı sektörlere odaklanmalı. Elektrikli araç şirketi BYD, Çin’in en büyük araç üreticilerinden biri ve bildiğiniz gibi şarj edilebilir batarya üretiminde de öncü. BYD yönetim kurulu başkanı ile yapmış olduğum bir sohbette bana şunları söyledi: “Araç üretimine başlarken eğer 100 yıldan fazla deneyimi olan benzinli araç üreticileriyle rekabet etmeyi tercih etseydik, işi başlamadan bitirmek zorunda kalırdık sanırım”. Bu durum, Çin’deki büyümenin sebepleri konusunda ipuçları veriyor. Batı’da nanoteknoloji, biyoteknoloji, temiz enerji teknolojisi, elektrikli araçlar gibi yeni teknolojileri araştıran ülkelerle inovatif bir şekilde rekabet ediyor Çin. Çünkü bu gibi yeni teknolojileri araştırma ve geliştirme konusunda kesinlikle gecikmedi ve rekabete diğer tüm modern ekonomilerle aynı yerden başladı.

Çin’de özellikle fabrikaların kümelendiği kıyı bölgelerde hammade fiyatları hızla yükseliyor. Yükselen arazi fiyatları, çevre ve güvenlik için yapılan düzenlemeler ve vergiler önemli bir etken.  Standart Chartered’ın en son 200 Hong Kong merkezli üreticiyle yaptığı araştırmada ücretlerin yüzde 10 oranında yükseldiği ortaya çıktı.  Tüm bu verilerden yola çıkarak Çin’deki bu yeni dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

JN: Küreselleşmeyi yaşıyoruz ve hiç olmadığı kadar birbirimizle ilişki içindeyiz. Özellikle Çin’de ticaret büyük bir hızla artıyor. Ama çalışan maaşlarında yaşanan bu durum, Çin’in yavaş yavaş aşabildiği önemli sorunlarından biri. Çin’in şimdiye kadar yaptığı ve muhtemelen sonsuza dek sürecek olan şey üretkenliğin artırılmasıydı. Artan üretkenlik maaşların da artmasına neden oldu. Ve bu Çin’in tüm bölgelerinde yaşanan bir gelişme. Çünkü dediğim gibi üretkenlik artıyor.

DN: Çin aslında hem gelişmiş hem de gelişmekte olan bir ülke olmanın avantajını yaşıyor. Ülkede şu an yaşanan şey, fabrikaların Çin’in batısına taşınmaya başlaması. Bu oldukça iyi bir gelişme çünkü maaşlar burada daha düşük ve aynı zamanda kırsal alanları geliştirmek için de bir fırsat. Şimdilerde Çin’in batısında inşa edilen endüstriyel alanlar, insanların yoksulluğu geride bırakmasında kilit rol oynuyor. Çünkü insanlar inşa edilen  bu alanlarda iş buluyor. Muhtemelen önümüzdeki 10 yılda bu problemi bir avantaja dönüştürmek konusunda yeteri kadar potansiyel elde edilecektir.

Ama yinede Çin hala ucuz işgücü sayesinde kalkınıyor ve ülkedeki gelir dağılımında da ciddi bir eşitsizlik olduğu biliniyor…

JN: Herkes bunu konuşuyor. Çin’in bu durumu dünyada özellikle batıda çokça tartışılıyor ve zaten ülkede de bu konuşuluyor. Fakat kimse kırsal kesimdeki ve şehirlerdeki gelir dağılımını kastetmiyor bundan bahsederken. Sadece gelir dağılımındaki eşitsizliğin “büyüdüğü” konuşuluyor. Biz de zaten bu yüzden Chengdu’yu araştırdık. Chengdu’da kırsal ile şehri entegre etmek için çok şey yapılıyor. 2010’lu yılları yaşamamıza rağmen hala çiftçilerin ikinci sınıf vatandaş sayıldığı bir ülkeden bahsediyoruz sonuçta. Herkes aynı sosyo-ekonomik seviyede değil. Herkesin eşit bir şekilde sosyal hizmetlerden faydalanmadığı bir ülke Çin. Herkes için aynı fırsatlar yok. Ama Chengdu bu sorunları hızla aşmakta olan bir kent. Bu Çin’in büyümek için örnek alması gereken iyi bir model.

DN: Evet doğru, gelir dağılımda büyük bir eşitsizlik var ama Çin bu soruna karşı eğitimi çok iyi kullanmaya başladı. İnsanların bir kısmının fakir olması onların kırsal kesimde yaşamasından kaynaklanmıyor. Kırsal kesimden eğitime erişememelerinden kaynaklanıyor. Bu anlamda uzaktan eğitim ciddi bir biçimde gelişiyor. Büyük şehirlerde öğretmenler kırsal kesime online üzerinden eğitim veriyor. Bir çok ülkenin kırsal kesiminde eğitim yok ancak eğitim olmadığı gibi bunu destekleyecek yapılar da yok. Bence eğitim  gelişmek ya da büyümek isteyen ülkeler için bir numaralı ekonomik öncelik olmalı. Çin’de çalışan kesimin eğitim seviyesi müthiş bir biçimde yükseliyor. Eğitim şansı olmayan insanları bilirsiniz, fabrikalarda çalışmaktan başka şansı yoktur. Zaten belli bir eğitim gerektirmeyen işlerin sayısı da giderek azalıyor; çünkü insanlar aldıkları eğitim sayesinde kendi işlerine kurup ekonomiye daha yaratıcı bir katkı sağlayabiliyor. Her ne kadar sistem olarak sorunlu olsa da Çin’de iyiye giden şeylerden biri eğitim.

JN: Çin hala bilinmeyen ve yanlış anlaşılan bir ülke. Batı özellikle Çin’i hala sert bürokrasisi ve yoksulluk sıkıntısıyla anıyor. Bu tabii Çin’in bir kısmında hala sorun. Ama küçük bir kısmında sorun. Yükselen ekonomisiyle Çin dünyada siyasette de etkili olmaya başladı ve bu siyasi etkisini de uzun süre devam ettireceğe benziyor. Elbette herşey mükemmel değil. Ama birçok şeye baktığınızda “Vay canına bunu nasıl başarıyorlar, belki biz de yapabiliriz” demeniz mümkün. Fortune 500’deki şirketlerin büyük bir kısmı neden Çin’de? Çünkü Çin’de kimsenin göremedği fırsatları görmeyi başardı bu şirketler. Bu şirketler her yıl milyar dolarlık yatırımlar yapıyor. Neden? Çin’de Çinlilerin geliştirdiği teknolojiyle birlikte büyümek için.

DN: Unutmayın, Türkiye’de çok sayıda kırsal alana sahip ve bu alanlarda eğitim seviyesi çok düşük Çin’de olduğu gibi. Çin’den öğrenmemiz gereken şey yoksulluğun nasıl dönüştürülmesi ve insanların nasıl daha iyi ekonomiye kazandırılması gerektiği. Türkiye de çok genç bir nüfusa sahip. Asya’da oldukça genç nüfusa sahip diğer ülkelerine kıyasla daha az problemle boğuşuyor. Bu anlamda Çin’e bakıp özellikle kırsal kesimi ekonomiye dahil etmenin yollarını bulabilir.

 

“ÇİN DÜNYANIN EN İNOVATİF ÜLKESİ OLACAK”

İnovasyon bilinci gelişen Çin, nasıl bir gelişme gösteriyor?

JD: Çin’in ekonomik anlamda en büyük amacı dünyanın en inovatif ülkesi olmak. Gerçekten bu konuda çok önemli adımlar atılıyor. Çinliler bunu sadece konuşup tartışmakla kalmıyor. Çin bu yolda ilerlemek için çok sayıda programa ve stratejiye sahip.

DN: Az önce de bahsettiğim yeteneği destekleme programı bunlardan biri. Hükümetin bizzat oluşturduğu “1000 Talents Program”a ilgi büyük. Bu programın amacı; yalnızca Çin’den değil deniz aşırı ülkelerden de ülkeye yetenekleri çekmek. Tüm bu çabalar “Made in China”dan “Created in China” etiketini yaratmak için. Kim ne derse desin; yaratıcı ve inovatif bir ülke olma yolunda hızla ilerleyen büyük bir güç duruyor karşımızda.

JD: Bu örneği kesinlikle vermeliyim: Bir Alman şirketi, çiplerde kullanılan bir bileşeni Çin’de üretmeye başladı. Araştırmalarını zaten burada sürdüren şirket, çok kısa bir süre sonra üretiminde de Çin teknolojisi kullanmaya başladı. Sonrasında ise bu teknolojileri Almanya’ya satmaya başladı. Bu batılı ülkelerin Çin’in inovasyon potansiyelinin farkına varması için önemli bir örnek. Araştırmalarını Çin’de yapıp üretimlerini kendi ülkelerinde yapan şirketler, artık üretimlerini de Çin’in inovatif teknolojilerini kullanarak yapmaya başladı.

“BÜYÜMENİN MOTORU ARTIK ÖZEL SEKTÖR”

Dünya Bankası’nın “Çin 2030 Raporu”na göre, önümüzdeki günlerde hızlı büyümenin yerini durgunluğun alacağı konuşuluyor. Bu öngörüye siz de katılıyor musunuz?

JD: Çin şu anda dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geldi. ABD ile yarışıyor. Yaptığımız araştırmalarda Çin’in ülke olarak potansiyelinin sadece yüzde 30’unun fark edildiğini gördük. Sanırım bu tahminler de görülmeyen bu potansiyel üzerinden yürütülüyor. Evet, ülkede sosyo-ekonomik sorunlar var ve bunlar bir süre daha devam edeceğe benziyor ama Çin’de 2003’ten bu yana hızlı bir değişim var. Sizin ülkenizde de olduğu gibi… Burada Çin yönetiminin vizyonerliğini de göz ardı etmemek lazım. Şüphesiz Çin artık dünyanın belirleyici güçlerinden biri. Her şeyden önce Çin ekonomisinin kaçta kaçını özel sektör oluşturuyor biliyor musunuz? Çin’in yüzde 70’i özel sektörden oluşuyor. Serbest pazar ekonomisi dediğimiz şey işte bu. Özel sektörün büyüttüğü, özel sektör çalışanlarının beslediği bir ekonomiden bahsediyoruz. Eminim ki, hükümetin de desteğiyle önümüzdeki yıllarda özel sektör büyümede daha fazla rol alacak.