Tariff


Kanser hastalarının yaralarına merhem olacak bir buluş

Turkishtime Dergi

Kanser ve HIV gibi ağır hastalıklarda kullanılan ilaçların ağızda oluşturduğu yaraları iyileştirmek ve ağız içi enfeksiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiği “Oral Kandidiazis Tedavisinde Üçlü Kombinasyon Ağızda Jelleşen İn Sutu Jel Formülasyonu Geliştirilmesi” isimli proje ile önemli bir başarıya imza atan Doç. Dr. Ayça Yıldız Peköz, projenin fikirden pazara inovasyonun tüm kademelerini geçtikten sonra nihai kullanıcıya şifa sunacağına dikkat çekiyor.


İKMİB tarafından düzenlenen“9. Kimya Ar-Ge Proje Pazarı” yarışmasının “İlaç Kategorisi”nde sizi üçüncülüğe taşıyan “Oral Kandidiazis Tedavisinde Üçlü Kombinasyon Ağızda Jelleşen İn Sutu Jel Formülasyonu Geliştirilmesi” isimli projenizden bahseder misiniz?

Projenin özetle kanser ve HIV gibi ağır hastalıklarda kullanılan ilaçların ağızda oluşturduğu yaraları iyileştiren bir ilaç olduğunu söyleyebiliriz. Kanser hastalarının kullanmak zorunda olduğu anti-tümoral ilaçlar ve HIV gibi bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda, ağızda “Oral Candidiasis” isimli bir fungal enfeksiyon gelişiyor. Bu durumda hastaların ağız içerisinde boğaz bölgesine kadar ilerleyen yaralar meydana geliyor. Hastalar yemek yemekte ve yutkunmakta güçlük çekiyor ve çekilen acı kişinin yaşamını zorlaştırıyor. Bu yaraları iyileştirmeyi ve ağız içi enfeksiyonu tedavi etmeyi amaçlayan projenin nihai çıktısı dünya ilaç pazarında bir ilk olacak. 

“LOKAL ANESTEZİK BİR ÖZELLİĞE SAHİP”

Proje ile temelde hedeflenen neydi?

Projede hem antifungal hem de ağrı ve enflamasyon semptomlarını gidermek için çoklu etkin maddeler bir arada kullanılıyor, ayrıca ağrıya karşı lokal anestezik bir özellik taşıyor olacak. Bu kombine tedavinin amacı; üçlü etkin madde kombinasyonu, etkin maddelerin mono formlarının ayrı ayrı kullanılmasına göre hasta uyuncunu yükseltiyor. Polimerlerin mukoadezif yapısı sayesinde ağız içine püskürtüldüğünde jelleşecek ve uzun süre etkili bir film tabakası oluşturacak, bu sayede de ilaç olması gerektiği bölgede daha uzun süre kalarak daha etkili olacak.

Proje bittiğinde geliştirilen ürün ‘orijinal ürün’ olarak ruhsatlanacak. Bu sayede proje, fikirden pazara inovasyonun tüm kademelerini geçtikten sonra nihai kullanıcıya şifa sunacak. Nihai ürün, oda sıcaklığında saklanabilen, in situ dozaj formunda hazırlanacak. Bu sayede ilaç firmaları ek yatırım yapma gereği olmadan, mevcut çözelti tipi dozaj formlarının üretim alanında direkt olarak üretime geçebilecek.  

Önemli bir başarıyı da beraberinde getiren bu projeyi geliştirirken sizi motive eden unsurlar neler oldu? 

İlkokul günlüğümde yazdığım bir cümle vardı: “Birgün kanserin çaresini bulacağım”. Sanırım çocukluktan beri hayatta varoluş nedenimi ‘insanlara çare olmak olarak’ tahayyül ettim. Bu proje, ilk yüksek lisans öğrencim Derya Arslan’ın tezinden türedi. Derya ile tez konusu düşünürken dedik ki;  “Öyle bir ilaç geliştirelim ki sadece tez yayını olarak kağıt üzerinde kalmasın. Ürün haline dönüşsün ve hastalara şifa olsun”. Sonra İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi profesörleriyle tanıştık ve onların hastalarda yaşadıklarından gördük ki doğru bir yoldayız, çünkü ağız içi fungal enfeksiyonların tedavisi için klinikte çok büyük bir ihtiyaç var. Bu ürünü dört gözle bekleyen hastalar olması projeyi geliştirmedeki en büyük motivasyonumuz oldu.

“AVRUPA PATENT BELGESİNE SAHİP BİR ÜRÜN”

Projenizin dünyada hayata geçmiş bir örneği veya benzeri mevcut mudur? 

Ürünün dünyada hayata geçirilmiş bir örneği bulunmuyor. Üründe ilk kez bir arada kullanılan üç etkin maddenin mono formlarının, ayrı ayrı Avrupa pazarı ciroları 2019 yılı istatistiklerine göre 34 milyon Avro.  Ürün, Avrupa Patent belgesine sahip olduğu için Avrupa Birliği pazarlarında satılabilecek. 

Proje ile ilerleyen süreçte ne gibi planlarınızın olduğu ve bu konuda beklentilerinizin neler olduğunu bizimle paylaşır mısınız?

Ürünle ilgili formülasyon geliştirme ve karakterizasyon işlemleri tamamlandı. Klinik Etik Kurul onayını alıp, klinik çalışmaların tamamlanmasından sonra ruhsat başvurusu yapılacak. Etkin maddelerin mono formlarda ağız içi kullanımının olması, klinik çalışmaların Faz 3 aşamasından başlamasını sağlayacak ki bu ürün maliyetlerini ve ruhsatlanma süreçlerine geçişi hızlandıracak bir avantaj. Önümüzdeki dönemde, klinik çalışma masraflarının karşılanması ve GMP koşullarında ürünün klinik kullanımına matuf üretimini yapmak için ve en nihayetinde ruhsat başvurusu için bir partner ilaç firması arayışımız söz konusu.  

Yaptığınız projeniz için girişimci olmayı planlıyor musunuz? Bunun için melek yatırımcı arayacak mısınız? 

Evet, İstanbul’da bir üniversitemizin Teknoloji Transfer Ofisi’nde şirket kurmayı planlıyoruz ve ardından proje kapsamındaki ürünü geliştirmek için melek yatırımcı arayacağız. 

“KOAH HASTALIĞINA KARŞI HÜCRELERE VİTAMİN C TAŞIYACAĞIZ”

Yeni projeleriniz var mı? Varsa kısaca bahsetmeniz mümkün müdür?

Radyoterapi nedeniyle tükrük bezlerinin hasar görmesi ya da tamamen işlevini kaybetmesi ve Sjören Sendromu hastalarında ağız içine lokal uygulamalı dozaj formları üzerine yürüyen projelerimiz var. Diğer yandan COVID 19 tedavisinde akciğerlerin lokal olarak tedavi edilebileceği dozaj formları geliştirdik, piyasada yer alan ilaçlardan çok daha etkili ve yan etkilerini daha az olduğu bir tedavi sistemi. Şu anda preklinik çalışmalar tamamlandı ve oldukça iyi sonuçlar elde edildi, klinik çalışma onayları için hazırlık aşamasındayız. Akciğer kanserinde gen materiyalini yükleyeceğimiz bir nanotaşıyıcı üzerinde Liverpool John Moore Üniversitesi’ndeki iş ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz.  Nihayetinde bu üniversite ile ortak bir doktora programı oluşturmayı hedefliyoruz.

Dünyanın en ölümcül hastalığı olan ve bilhassa yaşlı nüfusta bir numaralı ölüm sebebi olan KOAH ile ilgili umut vaad eden Vitamin C içeren formülasyonların geliştirildiği projemiz “Trinity College Dublin” ile birlikte ilerliyor. Vitamin C, hücrelerin yaşlanması ve kendini yenilemesini sağlıyor. Sigara içicileri veya dumana maruz kalanların akciğer hücrelerinde sigara dumanı, hücreye Vitamin C’nin ulaşmasını engelliyor. Bu da uzun vadede istenmeyen hastalıklara yol açıyor. İşte KOAH’ın oluşumunun önlenmesi için, hücrelere Vitamin C’yi taşımamız gerekiyor, biz de bu taşıma veya hedefleme işlevini yapacak olan lipozomal sistemler geliştirdik.

Doç. Dr. Ayça Yıldız Peköz kimdir?

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı’nda Doçent olan Ayça Yıldız Peköz, doktora çalışmalarını Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı Marie Curie Bursu ile Cardiff Üniversitesi’nde tamamlayarak, 2006 yılında Euro-Ph.D. (Avrupa Birliği ortak Doktora programı) derecesi aldı. Doç. Yıldız Peköz’ün çalışma alanları; nasal, pulmoner ilaç hedeflemesi ve bukkal film ve in situ jel formülasyonları, nano ve mikro ilaç taşıyıcı sistemler, hücre kültürü çalışmalarının farmasötik teknolojiye aktarımı, Vitamin C’nin akciğerlere transportu, antiviral ilaçların akciğerlere hedeflenmesi olarak sıralanıyor. Doç. Dr. Yıldız Peköz’ün biri Avrupa Birliği patenti olmak üzere iki patenti ve altı da patent başvurusu bulunuyor. 

TİTCK’da Jenerik İlaçlar Farmasötik Teknoloji ve Farmakoloji Bilimsel Danışma Kurulu ve Radyofarmasötikler Bilimsel Danışma Kurulları’nda 2011-2017 arasında danışmanlık yapan Yıldız Peköz, TÜBİTAK-TEYDEB hakemliği görevlerinde de bulunmuş bir isim. Doç. Dr. Yıldız Peköz, Avrupa çapında ikinci en büyük olan pulmoner araştırmalarını bir araya getiren Pulmonary Drug Delivery Workshop serilerinin düzenleyicisi olan Pulmoner İlaç Araştırmacıları Derneği’nin de kurucu başkanıdır.