‘İşçi kapitalist’in yükselişi

Barış Soydan

 

Dünyada hissedar işçilerin sayısı ve ellerinde tuttukları hisseler giderek artıyor. Bu, giderek ana akım olacak bir trende işaret ediyor. Ancak yönetimi tembelliğe ittiği konusunda eleştiriler de var.

Çalışanların şirketlerin hisseleri vasıtasıyla aidiyet kurmaları yeni bir olgu değil. Ancak hem miktar olarak hem de politik irade olarak hisse sahibi ‘işçi kapitalist’ trendi giderek ana akım haline geliyor. Emeklilik ya da kâr payı planları aracılığı ile kendi şirketi hissesine sahip Amerikalı sayısı 32 milyonu buldu. Trend Asya ve Avrupa’da da ilerlerken siyasi liderler tarafından da sahipleniyor. Hillary Clinton’un başkanlık adaylığı sürecinde en önemli ekonomik vaatlerinden biri bu modelin yaygınlaşması. İngiltere Başbakanı David Cameron da çalışanların ana hissedar olduğu online perakendeci John Lewis’i kamuoyu nezdinde övdü.

Araştırmalar bu modelin uzun vadede fayda sağladığını ortaya koyuyor. Ancak modele yönetim açısından eleştiriler de var. Bu eleştiriler şirketi sahiplenme konusuna odaklanıyor. Evet, işçilerin aidiyeti bu modelde artıyor. Peki ya yöneticilerin ve karar vericilerin aidiyeti? Bu modeli uygulayan şirketlerin CEO performansı ciddi şekilde sorgulanıyor. En çarpıcı örnek ise yüzde 55’ini çalışanların sahip olduğu ancak 2002’de iflas eden havayolu şirketi United Airlines.