Davranış ekonomisi!

Uzun zamandır kurumiçi eğitimler dışında eğitim almamıştım... Fırsat bulup gidememe bahanesinin arkasına sığınıyordum ta ki herkese kendinize yatırım yapın, fırsatları kendiniz yaratın, farklı düşünün, kendi sınırlarınız içinde kalmak mecburiyetinde değilsiniz derken kendimi unuttuğumu fark edene kadar!

Ve sonunda Harvard Business School’da “Davranış Ekonomisi” üzerine bir eğitim ayarladım. Bu yazı Harvard ile ilgili gözlemlerimi ve eğitimin içeriğini anlatıyor. Eğer ilginizi çekmiyorsa bu noktada durup diğer sayfalara geçebilirsiniz...

Bu satırı okumaya başladığınıza göre konu ilginç geldi... Peki! Hemen devam edelim o zaman. Harvard özellikle işletme alanında kendini kanıtlamış, dünyanın en iyi okullarından biri olarak kabul edilen bir üniversite. Kendine ait sınırları olan bir kampüs üniversitesi değil ama Boston’ın güzel bir yerinde şehrin köşesinde büyük bir alana yayılmış bir üniversite. Üniversitenin şöhreti kesinlikle boşuna değil. Çok zeki ve alanında lider iş hayatı ile iç içe çalışan akademisyenlerin derslerini dinlemek çok keyifliydi. Özellikle profesörlerin gerçek hayattan, tarihten, kişisel hayatlarından örnek vererek konuyu keyifle anlatmaları aklımda yer etti. Üniversite akademik başarılarının yanı sıra kitap, yayın ve danışmanlık alanındaki başarılarından dolayı milyar dolarlık fonu olan bir kuruma dönüşmüş durumda. Bir haftalık yoğun eğitim beynime ve ruhuma çok iyi geldi...

Her pazarlık çok iyi hazırlık süreci ister

Aldığım eğitimin konusu “davranış ekonomisi” ve kısaca özetlemek gerekirse iş hayatındaki davranış ve tutumların yarattığı geri dönüş ve dolayısıyla yarattığı ekonomi üzerine. Özellikle “pazarlık” ve “karar verme” süreçlerine odaklanan harika bir eğitimdi. Eğitim, gerçek hayat vaka çalışmalarıyla zenginleştirilmiş şekilde sunuldu. Bu bir hafta sonunda aklımda kalanlar:

İş hayatında soru sormak ve doğru soruları sormak önemlidir. Soru sormadığınız zaman bir bütünün belli bir parçasını bilerek, varsayımlarla hareket ediyorsunuz –ki bu çok tehlikeli.

Pazarlık iş hayatında hepimizin hemen her gün yaşadığı bir durum. Pazarlık süreçlerinde duyguları arındırmak –ki bazen bu çok zor olabiliyor), uzlaşmak için masaya oturmak, karşındakinin alternatiflerini, pazarlık aralığını tahmin etmek ve empati kurmak önemli. Özellikle karşındakini köşeye sıkıştırmamak ve kaçış yolu bırakmak, kendi patronlarına karşı açıklanabilir bir durum ortaya çıkartmak pazarlık süreçleriyle ilgili ipuçları. Farklı kültürlerin pazarlık ile ilgili farklı tutumlarının farklı olduğu da bir gerçek ve buna göre tutum takınmak önemli. Her pazarlık çok iyi bir hazırlık süreci gerektiriyor. Hazır olmadan, farklı senaryoları ve alternatifleri değerlendirmeden masaya oturmayın.

Bu bir haftada bir çok vaka çalışması okuduk ama benim aklımda en çok yer eden 1960’larda Sovyetler Birliği ile ABD’yi savaşın eşiğine getiren ‘Küba Füze Krizi’ ile ilgili okuduğumuz kitap ve vaka analizi oldu. J.F. Kennedy’nin kardeşinin kaleminden olayları, Kennedy’nin karar verme sürecini anlatan, bir liderin nasıl davranması gerektiğini, pazarlık süreçlerini özetleyen, işin psikolojik boyutlarını, bilginin varsayımların önüne geçtiğini anlatan müthiş bir tarihsel vaka çalışmasıydı. İş hayatı için çıkartılacak onlarca ders var. Mutlaka kitabı okumanızı ve üzerine düşünmenizi tavsiye ederim.

Yazıyı keyifli bir anı ile bitireyim. Eğitime dünyanın farklı köşelerinden üst düzey yöneticiler katılıyor ve vaka çalışmaları altı-yedi kişilik gruplar halinde yapılıyor. Bizim gruptaki Uzakdoğulu yöneticinin vakanın sağlamasını yapmak için altında çalışan 1000 kişilik ekipten beş-altı kişiyi bu işe ayırması hepimizi şok etti ve bir hayli güldük! Farklı kültürler farklı yaklaşımlar…