ISO 37001 Yolsuzlukla Mücadele Risk Yönetimi Standardı’nın Dünya ve Türkiye’deki gelişiminden kilometre taşları

Turkishtime Dergi

Tayfun Zaman

Hatırlayacaksınız, ISO 37001, 2016 Ekim ayında hayatımıza girdi.

Böylece Amerikalı, İngiliz, Fransız ve Alman müşterilerimiz başta olmak üzere, yerel hukukları gereği rüşvetle mücadele yasalarına tabi olan tüm şirketler için hem kendi risklerini etkin yönetmelerini sağlayacak, hem de tedarikçilerinin risk yönetimi sistemlerinin  yolsuzluk risklerini içeriyor olduğundan emin olmalarını sağlayacak bir sertifika doğmuş oldu.

Doğdu ama ilgi gördü mü? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Enerji devi İtalyan ENİ ve Fransız raylı ulaşım devi Alstom ISO 37001 sertifikalarını denetim ve sertifikasyon şirketlerinin akreditasyon sürecinin tamamlanmasını bile beklenmeden aldılar.

Amerika’dan ise, Microsoft ve Wall-Mart sertifikasyon hazırlığına başladıklarını duyurdular.

Dolayısıyla sorunuzun cevabı bence EVET. İlgi var ve çok da hızlı büyüyecek gibi görünüyor.

Bu ilginin ardında birçok dinamik var elbette. Bunlardan bazılarını şöyle görüyorum:

Neredeyse tüm Avrupa ve Amerikalı müşterilerimiz ticaret sözleşmeleri ile birlikte bir etik kodu imzalamamızı istiyor ve bizlerden aldıkları beyanlarla kendilerini tabi oldukları yolsuzlukla mücadele ysaları karşısında savunabilecekleri bir iş ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Buna mukabil, her birinin standartları farklı ve tedarikçilerinin beyanlarına dayalı. Bu durumdaki öznellik şirketin risklerini yönetmesi ve kendini yasalar karşısında savunmasında en önemli engeli teşkil ediyor. Oysa bir tedarikçinin ISO 37001 sertifikasına sahip olması, şirketin uluslararası geçerlikte bir standart gereğince yerel olarak denetlenmiş olduğunu kanıtlıyor. Dahası, bu denetim sonunda bağımsız bir tarafça sertifikalandırılıyor. Bu durum müşteri için önemli bir güvence haline geliyor.

Bir çoğu halka açık olan Avrupa ve Amerikalı müşterilerimiz için itibar ve güven yatırımcıyı çekmek ve hisse değerini artırabilmek için en önemli sermayedir. Şirketler ancak risklerini yönetebildikleri oranda güvenilir olabilir ve itibar kazanırlar. Dolayısıyla bu tip standartlar özellikle halka açık şirketler için önemli birer tanıtım, şeffaflık ve itibar aracı haline geliyor.

Kimi şirketler yaşadıkları bir yolsuzluk skandalı sebebiyle kaybettikleri güveni yeniden kazanmak amacıyla; kimileri ise yurt dışı yatırım ve operasyon portföylerinin yolsuzluğun yüksek olduğu ülkelerde bulunuyor olmasının doğurduğu riskleri iyi yönettiklerinin bir ifadesi olarak alıyorlar bu belgeleri.

Bu sebeplerden biri olmasa bile, bir şirket kendini güncel olanla, en iyi uygulama örneği kabul edilenle mukayese etmek için bu tip denetim ve sertifikasyon süreçlerinden geçmeyi isteyebiliyor.

Sebep ne olursa olsun çok kısa zamanda dünya devlerinin dikkatini çeken ISO 37001’in uluslararası ticarette ve tedarik zinciri risk yönetiminde önemli bir standart ve aranan bir sertifika olmak yolunda ilerlediğine tanık oluyoruz.

Dünyada durum böyle iken gelin bir de Türk şirketlerinin ISO 37001’e olan ilgisine mercek tutalım…

Benim bilgim dahilinde olan ilk 4 sertifikanın tamamının gümrük müşavirliği şirketleri tarafından alınmış olması hiç de sürpriz değil.

Mesleğin gereği olarak kamu otoritesi ile yakın ilişkide olan, büyük müşterileri genelde çok uluslu şirketler olan ve o şirketlerle iş yapabilmek için çok uzun zamandır temel bir iş disiplinini uygulayan, yani yolsuzluk risklerini yönetmek için sistemler kuran, uyum programları tasarlayan gümrük müşavirleri bu konuda da lider konumdalar.

Bu dört şirketin aynı zamanda Etik ve İtibar Derneği üyesi olmaları da derneğin kurucu genel sekreteri olarak benim için bir kıvanç kaynağı.

Bu sayının süratle artacağı ve Türk iş hayatının lokomotifi olan diğer güzide sanayi ve ticaret şirketlerimizin de biran evvel bu değerli adımı atacağını umuyorum.