ENDÜSTRİ 4.0

Röportaj: Selma Şimşek Bektaş
selmabektas@turkistimedergi.com
Dünya 1. Endüstri Devrimi ile buharlı makinlerin icadı ile tanıştı. 2. Endüstri Devrimi'nin habercisi ise seri üretim ve elektriğin kullanılmasıyla oldu. 3. Endüstri Devrimi'nde ise elektronik ve dijital teknolojiler seri üretim optimzasyonun bir parçası olmuştu. Bugün dünya artık Endüstri 4.0 aşamasını konuşuyor. İnternetin çevremizdeki her şey (big data ve şeyler) ile temasa geçtiği, makineler arası iletişimin başladığı, insanoğlunun yaptığı işleri devralarak neredeyse tüm üretim süreçlerini tek başına yönetmeye aday makinelerin (robotların) dönemine işaret eden bu süreç ekonomik ve sosyal dönüşümleri ile daha çok tartışılacağa benziyor.
Endüstri 4.0 Devrimini Türk sanayi ve iş dünyasının duayen isimlerinden Jan Nahum ile konuşmak, süreci hem Türkiye hem de global açıdan değerlendirmek istedik. Türk otomotiv sanayiinde uzun yıllara dayanan profesyonel çalışma hayatının ardından bugün aynı zamanda aile şirketi olan Hexagon Danışmanlık çatısı altında otomotiv, yenilenebilir enerji, gelişen teknolojiler ve çevre alanlarında çalışmalarını sürdüren Jan Nahum, Endüstri 4.0'ın yeni bir süreç olmadığını, uzun yıllardır yavaş yavaş hayatın bir parçası olduğunun altını çiziyor. Nahum, 4.0'ın en büyük çelişkilerinden birinin, robotların insanoğlunun işlerini ellerinden almasıyla ortaya çıkan küresel istihdam sorunu olduğunu belirterek, "Bu çelişkiyi çözemeyen dünyanın yeni bir ekonomik doktrine ihtiyacı var" diyor.

Dünyanın yeni gündemi Endüstri 4.0 ya da diğer bir tanımlama ile 4. Endüstri Devrimi. Makinelerin birbiri ile konuştuğu, her makinenin ve her üretimin bir veriye dönüştüğü bu süreç çok büyük ekonomik ve sosyal dönüşümlere gebe. Başlarken, Endüstri 4.0 tam olarak nedir?
Kapitalist sistemin yaşayabilmesi için sürekli gelişmesi ve yenilik yaratması gerekiyor. Yeniliğin ihtiyaç olmadığı bir dünya, bugünkü ekonominin inşa edildiği temelin dibinden sarsılması anlamına gelir. Bu durumda akla şu soru geliyor? Bu temeli yaşatmak için mi yeniliklere ihtiyaç duyuyoruz? Örneğin, yeni ilaçlar keşfetmeye, dünyanın su sıkıntısını gidermeye, kirliliği önlemeye, yeni enerji kaynaklarına ihtiyacımız var. Nüfusun yarattığı sıkıntılar var. Dolayısıyla yaşamın kendisi yenilikçiliği gerektiriyor. Yaşam ve refah düzeyini artırmak için yeniliğe ihtiyaç var. Ancak bazı durumlarda yenilikçilik hakiki bir ihtiyaçtan doğmayabilir. Örneğin, yeterince çeşitli gıda yok mu dünyada. Buna rağmen yeni restoran, yeni bir tat yeni bir ambalaj üretiliyor. Yani bazı durumlarda da kurulmuş bazı endüstriler varlıklarını sürdürmek için yeniliğe ihtiyaç duyar. Bu da ruhumuz ya da yaşam kalitemizi artırmak için diye yapılır.
Buradan baktığımız zaman CNC makineler çıktığı zaman da müthiş bir yenilik ve ihtiyaçtı, bir devrimdi. Üretimi ve verimliliği artırdı. Sonra robotlara müthiş bir gelişme olarak baktık. Bugün hayatın bir parçası olmuş durumda. Ardından öğrenen robotlar çıktı günümüzde robotlara hangi hareketi yaptırmak istiyorsanız onu yaptırabiliyorsunuz. Robotlar daha çok şey öğrendikçe, ilerleme devam ediyor ve kendi yaptıkları işi yönetmeye başlıyorlar. Robotlar artık hayatın içindeler. Bugün makineler arası iletişimden bahsediliyor. Endüstrilerde ana sanayi ile yan sanayi arasında iletişim kurmak artık mümkün. Bunlar zaten yapılıyor. Dolayısıyla Endüstri 4.0 zaten var. Yıllardır yavaş yavaş hayatımızın içine girdi. Bugün bu süreç daha ileri safhaya taşınıyor.

İNSANLAR İŞLERİNİ MAKİNELER DEVREDİYOR
Endüstri 4.0 en çok da yaratması muhtemel ekonomik ve sosyal dönüşümler nedeniyle çok tartışılıyor? Nasıl bir dönüşüm olacak bu?
Endüstri 4.0'ın sunduğu imkânları tam anlamıyla hayata geçtiğini düşünelim. Buna göre boya yapan, kaynak ya da montaj yapan çalışanların yerine robot gelecek. Bu da yetmeyecek makineler arası programlama yapan ya da malzeme hareketlerini kontrol eden teknisyenlerin ve zamanla da mühendislerin yerini robotlar alıyor, olacak. Peki burada oluşan istihdam sorununu nasıl çözeceğiz. Şu anda Endüstri 4.0 nedeniyle toplumların karşılaştığı en büyük sıkıntılardan ve çelişkilerden biri istihdam sorunudur ve bu sorunun çözümü henüz üretilmiş değildir.
Yaşadığımız ciddi sıkıntılardan biri şu: Rekabet ortamının gerektirdiği teknolojik ilerleme, robotlaşma, iletişim ya da 4.0 gibi verimlilik ve kalite artırıcı yaklaşımlar, istihdam ile el ele ilerlemiyor. İlk başlarda kol emeği ile çalışan işçiler işlerin kaybetmeye başladı sonra teknisyenler bu sürece dahil oldu 4.0 ile birilikte artık mühendisler işlerini kaybetme ile karşı karşıya. Çünkü yavaş yavaş makineler, robotlar insanların elinden işlerini alıyor.
İnsansız bir endüstriye doğru mu yol alıyoruz?
Sorulması gereken soru şu: Bütün bu açığa çıkan değişik kalifikasyondaki kişiler ne olacak. İşsizlik bugün sadece bizim sorunumuz değil. Bugün Avrupa'da gençler, gördükleri eğitimin gerektirdiği işi yapamıyor. Toplumun kendileri için harcamış olduğu kaynaklarla denk olmayan katma değer yaratacak işlere giriyor. O zaman bu kadar eğitim neden? İşte bu çelişki dünyanın küresel olarak yaşamakta olduğu en büyük çelişkilerden biri. Bir yandan nüfus artmaya devam ediyor bu arada rekabet ortamının bize dayatttığı makineleşme, insanın yapacağı işleri makinelere devretme ve insanı oradan ayırma süreci devam ediyor. 4.0 ile birlikte düşünme, yönetme ve iletişim gibi özellikleri makinelere kazandırdıkça ve insanın olduğu alanlara onları çektikçe bu makineleri toplumun bir bireyi gibi konumlandırıyorsunuz. İnsanı da toplum dışına atmaya başlıyorsunuz.
Başka bir açıdan konuya bakalım. Makinelerin eskiden tek tek becerileri ve kimlikleri vardı. Önce kümeleşmeye başladılar. Şimdi yavaş yavaş toplumsallaşıyorlar. Kendi aralarında iletişim kurmaya başlıyorlar. Kendi aralarında özerk bir toplum haline dönüşmaya başladılar. Yapay zekâ mevzusunu da kazanmaları halinde bir makieneler milletinde bahsetmek mümkün olacak. Bazen bir oyunun sonunun nereye varacağını bilemezsiniz. Yenilikçilik konusu da öyle.

GOLABALİZASYON TERS TEPTİ, OYUN BOZULDU
Bu çelişki nasıl giderileceği konusunda çalışmalar var mı?
Sistem iki konuda yanıldı: Oyun nerelerde bozuldu diyecek olursanız. 1970'li yıllarda henüz bilgisayar devriminin çok başında iken şöyle bir teori vardı: Gelişmiş ülkeler ellerindeki ileri teknolojileri zamanla çok ileri teknolojileri olmayan gelişmekte ülkelere devreder ve bir üst seviyeye atlar böylece sürekli inovasyon ve yeniliklerle satmak üzere yeni mal, teknoloji, lisans üretir. Gelişmekte olan ülke de aldığı teknoloji ile belli bir yere gelir. Daha sonra bu teknoloji az gelişmiş ülkelere gider. Böylece globalizasyon ortaya çıktı. Ancak bir süre sonra bu oyun bozuldu. 1990'lı yıllardan itibaren bir anda gelişmekte olan dünyalar (Çin, Güney Kore, Hindistan, Brezilya gibi ülkeler) bir anda en üst teknolojiyi yaratır ve talep eder duruma geldiler. Yani globalizasyon ters tepti. İkinci olarak da gelişmiş ülkeler bekledikleri sürekli gelişmeyi sağlayamadıklarını gördüklerinde geri çekilmeye ve sınır koymaya başladılar. Bugün AB'nin devamının tartışılmasının temelinde bu yatar.

Beklenen neden yaratılamadı?
Çünkü inovasyonun sürati ile inovasyonun ekonomik katma değer dönüşmesi ivmesi yakalanamadı. Dolayısıyla ekonomik değer yaratamadılar. Öbür tarafta ise Pandora'nın kutusu açıldı ve gelişmekte olan ülkeler çok daha süratle inovatif ve yaratıcı olmaya başalayarak gelişen dünyanın shasını istila etmeye başladılar.
O zaman ne olacak? Bu sorun teknolojinin yarattığı istihdam sorunu çözülmediğine göre bizim yeni bir ekonomik doktrine ihtiyacımız var. Çünkü bu bir kısır döngü. Teknoloji ile kaynak yaratıyor o kaynaklar teknolojinin yarattığı işsizlere aktarılıyor. Bu kısır döngünin nasıl kırılacağı belli değil. Üstelik bir bela daha geliyor. Nüfus giderek yaşlanıyor. Endüstri 4.0'ın hem sosyal hem de ekonomik olarak ciddi dönüşümler yaratacak.

3D İLE ÜRETİM EVLERE GİRİYOR
3D teknolojisi de bu sürecin bir parçası. Burada ise segmentlerin eşitleneceği hatta üretimin eve gireceği bir süreçten bahsetmek mümkün.
Burada trendleri iyi okumak gerekiyor. Bir örnek vermek gerekirse, Fiat 500 ilk çıktığında öyle bir şekilde ürettiler ki arabayı satın almak isteyen kişi internetten istediği renk, donanım, özellikteki Fiat 500'ü sipariş verebiliyor. Daha sonra Smart için de aynı şey yapıldı. Burada yapılmaya çalışılan şey aslında bir trenddi. Bugün 3D yani 3 boyutlu yazıcı ile yapılan şey de bu. Tüketici bu teknoloji sayesinde temel ihtiyaçlarını kupa, tabak seti, mücevher t-shirt vb. Üretebilecek. Bunlar ütopya olmaktan çıktı. Üretim eve giriyor dolayısıyla tüketici üretime aktif olarak katılıyor bu çok büyük bir dönüşüm ama şunu da eklemek gerekiyor ki tüketici zaten üretimin nasıl olması gerektiği konusundaki müdahaleleriyle (pazar araştırmaları, fuarlar vb.) üretimin bir parçası olmuştu. Şimdi bu alan daha da genişliyor. Buradaki tam bir eşitlenme durumu olmayacaktır çünkü temel ihtiyaçlar üretilebilecek.

YEDEK PARÇA STOKU DÖNEMİ BİTTİ
3D ile birlikte üretimde de farklı trendler, dönüşümler yaşanmaya başladı...
Evet… Bunun en büyük dönüşümlerinden biri yedek parça ya da yan sanayi alanında yaşanacak. Özellikle üretimi sonlandırılmış olan ürünlerle ilgili ürünlerin yedek parça stokuna artık gerek kalmayacak. Şöyle ki, bir araba modeli düşünün üretimden çekildiğinde 10 yıllık yedek parça stoklama planlaması yapılır. Ancak bugün tüm üretim bilgileri bilgisayar ortamına yüklenerek buna gerek kalmayacak. İhtiyaç olduğu anda 3D teknolojisi ile üretmek mümkün. Burada yine yan sanayinin büyük bir dönüşümü ile karşı karşıyız. İstihdam sorunu yine gündeme gelecek. Ancak diğer taraftan da tasarruf ve israf ortadan kalkacak. Kullanılmadan stoklanan yedek parçalar, stoklama bedelleri tüm bunlar ortadan kalkacak. Bu anlattığımız konu üretim bilgilerine ulaşılan her eski eşya için geçerli olacak. Bu konu şu anda AB'de yoğun olarak tartışılıyor. Bütün bunlar verimli kaynakların verimli kullanıldığı bir dünyaya doğru ama öbür tarafta işsizlik yaratıyor. AB araştırma Çerçeve Programları kapsamında bütün bunları konuşuyor, tartışıyor.

Alman Sanayiciler Başkanı bir açıklamasında Endüstri 4.0 ile ileride bir arabanın markasının ne olduğunun önemi kalmayacak? Sahip olduğu internet teknolojisi önemli olacak diyor? Markaları nasıl bir süreç bekliyor?
Bugünkü geçiş döneminde insanlar hâlâ marka bağımlısı ancak. Belki 3 nesil sonra markadan çok, o ürünün özellikleri ya da sağladığı fayda ön plana çıkacak. Bugün akıllı telefonlarla kurulan bağdan bunu görmek mümkün. Günümüzde gençler en son çıkan akıllı telefonlara gösterdikleri ilgiyi son model arabalara göstermiyorlar. Çünkü cep telefonları artık yaşam, çözüm ortağı. Trafik, iletşim, bilgi her türlü ihtiyaca cevap veriyor. Sağladığı fayda çok daha fazla. Dolayısıyla insanlar artık faydaya ve ufkunu genişleten ürüne ilgi gösterecek. Yani hangi buzdolabı sütü daha uzun süre saklarsa ona ilgi gösterilecek. Yani marka bağımlılığı yerini fayda bağımlılığına bırakacak.

BU SAVAŞI KİM KAZANACAK?
Bir taraftan tüm dünyada sitihdama çare olması için yeniden üretime dönüş trendi var. Diğer tarafta ise Endüstri 4.0 ile istihdam sorunu. Örneğin güçlü sanayisi ile Almanya 4.0 sürecinden galip çıkmak için büyük çaba harcıyor. ABD'li yazılımcı devleriyle kıyasıya mücadele yaşanıyor. Bu mücadelede ülkeler arasındai denge nasıl sağlanacak?
Üretime dönüş ile Endüstri 4.0'ı farklı mücadele alanları olarak görmüyorum. Biri olunca diğeri olmayacak diye birşey yok. Üretime dönüş var çünkü ülkeler üretimden elde edilen katma değeri kaçırmamak ve bünyelerinde tutmak istiyor. Çünkü istihdam yaratıyor. Teknoloji nasıl istihdam kaçırıyorsa üretim istihdam yaratıyor. Neden böyle bir tablo ortaya çıktı. Çünkü gelişen ülkeler teknoloji ile kaybettikleri istihdamı yeniden üretime dönerek telafi etmeye çalışıyor. Yani bir zamanlar ülkelerin beğenmedikleri ya da 3. Dünya ülkelerine uygun gördükleri üretimleri artık değerli ve kendileri istiyorlar. Bu dengeyi sağlamaları gerekiyor. Bu aslında ikili bir süreç ya da çelişki değil tamamlayıcı bir durum. Çünkü teknolojiden vazgeçtiğinizde rekabetçi olma özelliğinizi kaybedersiniz. İstihdam için de üretimi elinizde tutmaya ya da geri çağırmaya ihtiyaç var.
Kim kazanacak sorusunda ayrıca şunu eklemek gerekiyor. Bugün bu savaş, Japonya, ABD, İngiltere, Almanya gibi küresel ihtiyaçlara cevap verebilen, küresel ihtiyaçları iyi okuyan ve onu yaratan ülkeler arasında olacak bu savaş. Endüstri 4.0 Devrimi bu farklılaşmayı yaratacak.

TÜRKİYE İHTİYAÇLARI GÖRECEK YA DA!
Türkiye bu noktada nerede duruyor?
Türkiye son 20 yılda üretim merkezi olma politikası güttü. Başkalarının üretim merkezi oldu. Bu nedenle de yaşanan bu süreç aslında bir tehdit. Gelişen ülkeler artık üretimlerini bize vermek istemiyorlar. Bunun ciddi etkilerini yaşadık. 2009 krizi bunun bir sonucuydu. Üretim için gelen ülkeler artık kapandılar. Ayrıca Türkiye bazı ülkeler için dert oldu. Dolaylı teşviklerle üretimi içeride tutmak zorunda kaldılar. Bu nedenle çok dikatli olmamız gerekiyor. Eğer gelişen dünya üretim teknolojilerini vermeyecekse diğer ülkeler ne yapacak? Bu noktada Türkiye'nin teknoloji oyununda yer alması gerekiyor. Türkiye şu anda şu konumda: Bugüne kadar çok iyi işler yaptı. Üretimde çok iyi bir yere geldi. Ancak artık üretim konusunda yapılması gereken şeyler yapıldı. Türkiye orta gelir tuzağında. Bu noktada yapılması gereken şey artık inovasyon ve teknolojide oyununda aktif olarak yer almak. Bunun için küresel ihtiyaçları anlayacak, küresel bir ihtiyaca cevap verecek hizmet ve ürünlere odaklanmamız gerekiyor. Kanser ilacı, iletişimde yepyeni ürün, Microsoft sistemini daha da iyileştirecek yeni bir alt yapı. Bu konuda uçmak gerekiyor.
Türkiye 2023 hedefi ile bu konuda iddialı olduğunu söylüyor, İhracatçılar Birliği gibi kurumlar da bu konuda bilimsel çalışmalar yapıyor. Ancak Türiye'nin hâlâ bu konuda dört dörtlük bir stratejisi var mı diye soracak olursanız bence yok. Türkiye'nin refah toplumu olma yolunda en büyük engel bu. Bu stratejiyi oturtabilsek istediğimiz yere gelebiliriz.
Bunun tek yolu var tekrar söylüyorum, küresel ihtiyaçlara cevap verecek ürün ve hizmetler üretmek. Bardak üretmek, otomobil üretmek geçer akçe değil. Üretim kısmı tamam. Hatta üretim konusunu elimizden almaya çalışıyorlar. Üstelik onların yaratıcı ve inovasyon tarafı var. Bunu yapmadığınız zaman orta gelir tuzağında debelenir kalırız.

Bu konu Türkiye için biraz da bir zihniyet sorunu değil mi? Türk iş dünyasını bu anlamda nasıl buluyorsunuz?

Türk işadamları en üst teknolojiyi kullanma ve alma konusunda mükemmel. Bu konuda sıkıntı yok. Ancak teknolojiyi yaratma konusunda ürkek. Çünkü teknolojiyi yaratmak para kaybetmek demek, meşakkat demek. Kimse bu zor ve meşakkatli sürece girmek istemiyor. Dünya şu anda Richard Bransen'i izliyor. Uzaya çıkmak için yıllardır deniyor, olmuyor. Ama Right Kardeşler de uçmaya başladığında böyle olmuştu.

Bu konuda elbette bir sermaye sorounu var. Sermaye derken hem devletin hem de özel sektörün bu iş için ayırabildiği her türlü sermayeden bahsediyorum. Genç nüfusu, inadı ile Tükiye'nin yaratıcı ve üretken bir ülke olması gerekiyor. Şu anda boş olan taraf inovasyon ve yaratcılık. Türkiye şu anda içeride yaşananlarla çok vakit kaybediyor. Ekonomisi zayıflıyor ve kaybediyor.
Strateji konusunda ben odaklanmaya inanıyorum. Japonya İkinci Dünya Savaşından sonra bu işe kamera lensleri üreterek başladı. Dünyanın en iyi kamera lenslerini üreten Japonya, kamera, walkman, motorsiklet, video kamera ile dünyanın en büyüğü oldu. Türkiye'nin de bir sektöre mi birkaç sektöre mi odaklanacağı konusunda stratejisini belirlemesi gerekiyor.