E-Ticaret Sektörü Ortak Akıl Toplantısı

Kurtuluş Öztürk

E-TİCARET LOJİSTİĞİNDE YENİ MODELE DOĞRU

 

Turkishtime ,UTİKAD ve Horoz Lojistik’in işbirliğiyle düzenlenen “Lojistik Çözümler Ortak Akıl Toplantıları”nın ikincisinde e-ticaret sektörünün değerli liderleri bir araya geldiler. Prof. Dr. Emre Alkin’in moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıda katılımcılar, e-ticaret sektörünün ihtiyaç duyduğu lojistik modelini tartıştılar, geleceğe yön verecek stratejiyi çizdiler.

“Sektörler Rekabet Stratejileri” toplantısında masaya bu kez e-ticaret sektörünün lojistik sorunları yatırıldı. Toplantıya katılan liderler, lojistik sektörünün e-ticaretteki hızlı büyümeye uyum sağlayabilmesi için yeni modeller geliştirilmesi gerektiği konusunda konsensüs sağladı. Bunun için iki tarafın bir araya gelip, fedakarlığı da göze alarak yeni bir sistem inşa etmesi şart. Horoz Lojistik Ceo'su ve İcra Kurulu Başkanı Taner Horoz, “Yaklaştık 250-300 şubeyle, daha ucuza, sizin istediğiniz gibi saatinde teslimat yapan bir model geliştirmek mümkündür. Gelin, böyle bir sistemi birlikte inşa edelim” çağrısı yaptı.

Toplantıya katılan e-ticaret liderleri, lojistik tarafta birçok sorunun bulunduğuna dikkat çektiler. Örneğin büyük ebattaki ürünlerin taşınmasında zorluklarla karşılaşılıyor. Lojistik firmalarının platform entegrasyonlarının özellikle yurt dışı ayağında da önemli eksikler var. Mevcut sorunların çözümü, ortak bir platformda kargocular, lojistikçiler, servis sağlayıcılar ve depo hizmeti verenlerin bir araya gelip ticaretin hacmini artıracak bir yapı ortaya çıkarmasından geçiyor…

Sonuç raporunu ve "E-TİCARET LOJİSTİĞİNİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE"'yi sayfa sonunda bulabilirsiniz.

İşte toplantıda konuşulanlar:

PROF. DR. EMRE ALKİN: Horoz Lojistik – UTİKAD - Turkishtime Sektörler Rekabet Stratejileri Toplantılarını düzenli biçimde gerçekleştiriyoruz. Bugün e-ticaretin geleceğini lojistik sektörünün penceresinden bakarak ele alacağız. İlk sözü Sayın Başkan’a vermek istiyorum.


EMRE ELDENER: Sevgili adaşım Emre Bey’in de söylediği gibi bu toplantıları düzenli bir şekilde yapıyoruz. Sektöre, tüm paydaşlara çok faydalı olduğunu görüyoruz. Ben Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Derneği UTİKAD’ın başkanlığını yapıyorum. 500’e yakın üyemiz bulunmaktadır. Üyelerimizin çalışan sayısı da 60-70 bine ulaşmaktadır. Kendi içimizde e-ticaret odak grubu oluşturduk, bu konu üzerinde iki yıldır çalışmaktayız. E-ticaret ve lojistik ayrılmaz birer parçadır. Lojistik ve lojistik maliyetler, maalesef e-ticarette alışverişten vazgeçme faktörü haline gelmiştir. Bunun üstesinden gelinmesi gerekiyor. Diğer yandan gümrüklerle ilgili sorunların e-ihracatın önüne bir engel olarak çıktığı gözleniyor.
E-ticaret ve e-ihracat son dönemde özellikle hükümet ve devlet nezdinde de çok popüler bir konu haline geldi. Aslında ihracatın her türü çok önem arz etmektedir. TİM bünyesinde geçtiğimiz Haziran ayında Hizmet İhracatçıları Birliği kuruldu. Ben yönetim kurulunda görev yapıyorum. Masanın bu tarafında oturanların, yani e-ticaret firmalarının söyleyecekleri bizim için çok önemli. Sektöre çok ciddi şekilde katkısı olacağına inanıyorum. Tekrar hepinize hoş geldiniz diyorum.

Tüketiciye en iyi hizmeti, en hızlı ve tatmin edici biçimde verebilmek için de hepimizin ortak bir noktada buluşması gerekiyor. Tüketici süreçleri bilmiyor. Siparişin geldiği an, depolanma, sevkiyata gidiş tamamen tüketicinin ilgi alanının dışında olan süreçlerdir. Dolayısıyla biz burada ayrılmaz
bir parçayız. Ortak bir platformda kargocular, lojistikçiler, servis sağlayıcılar, depo hizmeti verenler olarak bir araya gelip ticaretin hacmini artıracak bir yapı ortaya çıkarmamız gerekiyor. Bizim bu toplantıdan en büyük beklentimiz bununla ilgili atılacak adımlar ve sonrasında neler yapılabileceğiyle ilgili notlar almaktır. Hepinize hoş geldiniz diyorum.


VOLKAN PEKER: Bence e-ticaretin en büyük sorunu ulaşımdır. Firmalar depolama sorununu bir şekilde halletmenin yolunu bulmaktadır. Sermaye güçleri ve yatırım güçlerini ortaya koyarak farklı otomasyon çözümleri bulabiliyorlar. Gebze-Adapazarı hattında otomasyon yatırımlarına daha büyük teşvikler verilse belki daha iyi hale getirebilirler. Ama bundan çok daha büyük olan sorun, ulaşımdır. Müşteri, e-ticaret firmalarının kaliteli hizmeti taahhüt edilen zamanda yerine getirmesini bekliyor. Benim açımdan baktığınızda en büyük problem, ürünlerin müşteriye istenilen kalitede, taahhüt edilen zamanda ulaştırılması ve iadelerin sorunsuz olarak yapılabilmesidir. Bu, müşteri tatminini sağlıyor. Müşteri tatmini de firmalara müşteri sadakatini sağlıyor. Firmaların istedikleri ciroları elde etmesi için ana etken oluyor. Müşteri tatminini sağlayan firma zaten belli bir süre sonra kendini geliştiriyor. Kendini geliştiremezse piyasa onu dışarı çıkarıyor. E-ticaret firmasının komple taşıma yapması çok büyük hacimlere gelmeden mümkün değildir. Bunu yapmaya gönüllü, maliyeti kabul edilebilir seviyede bulunan, belirli bir hizmet kalitesini taahhüt edebilecek firmaların var olması gerekiyor.

Bugün Türkiye’de sadece e-ticaret taşıması yapan bir kargo firması yoktur. Kargo firmalarının farklı uygulamaları var. Ama e-ticarete taşıma hizmeti veren ve bunu maliyet avantajıyla birlikte sunan firma yoktur. Bence en büyük sorunlardan bir tanesi budur. Hal böyle olunca biz nasıl çözüm üretiyoruz? Organizasyonumuzu kendimiz yapıyoruz. Şu anda kargo firmalarının verdiği fiyata göre taşımayı yüzde 40-45 daha ucuza mal ettiğimizi görüyoruz. Belli bir hacme kadar kadar zararı göze alabiliyorsunuz Ama belirli bir noktadan sonra maliyetlere olumlu yansıdığını görüyoruz. Hem hizmet kalitesi hem maliyet avantajı yakalamış oluyoruz.
Peki bu doğru bir yöntem midir? Kesinlikle çok yanlış bir yöntemdir.

Eğer e-ticaret sektöründeki firmalar lojistiği kendileri üstlendiği zaman daha uygun maliyetle, daha iyi hizmet verdiklerini düşünüyorlarsa bu yanıltıcıdır. Lojistik firmaları daha iyi hizmet koşullarını daha iyi teslimat sürelerini sahip oldukları avantajları kullanarak daha iyi maliyetlerde e-ticaret firmalarına sunabilmelidirler. Dikkat çekmek istediğim ilk konu budur.


TANER HOROZ: Meslektaşımızın yorumuna katılıyorum. Bugün için tabii ki e-ticaret platformları lojistik anlamda çeşitli sorunlar yaşıyorlar. Bunu kesinlikle görüyoruz, sorun tespit edilmiş durumdadır. Ancak
e-ticaret firmalarının stratejileri ve giriş planlarında lojistik konusunu biraz hafife aldıkları kanaatindeyim. Bizim karşılaştığımız firmaların büyük kısmının depoları, depolama sistemleri, sevkiyat planlama sistemleri bu kadar komplike bir hizmete cevap verecek alt yapıya sahip değildir. Bilgi teknolojilerine yaptıkları yatırımının çok daha azını lojistik konusunda teknolojiye harcamışlardır. Bence ektörün kendisini biraz daha gözden geçirmesi, Türkiye’deki hizmetin ne kadar zor olduğunu görmeleri gerektiği kanaatindeyim.

E-ticaret Türkiye’de yeni yeni gelişen bir sektör ama lojistik sektörü dünya var olduğundan beri mevcuttur. Eşyalar oradan buraya yüz yıllardır gidiyor. Lojistikçiler eski tip ticaretten bu yana faaller. E-ticaret firmalarının daha ucuza ve daha hızlı bir servis kurmaları bence pek mümkün değildir. Bunun için lojistik firmalarıyla beraber el ele ortak proje üretmeleri gerekir. Bu servisi kendi başlarına vermeleri ile lojistik firmalarıyla ortak proje yürütmeleri, farklıdır. Bizim ana işimiz lojistik; bütün arkadaşlarımız bu konu üzerine kafa yormakta, bütün sistemimiz buna odaklı çalışmaktadır.

Ayrıca herhangi bir firmanın kendi ölçeğinden daha fazla ölçeğimiz vardır. Çünkü birden fazla müşteriyle çalışıyoruz. Bu durumda daha fazla ölçeğimizin olması doğaldır. Lojistik işi de zaten know-how, Network ve ölçek ekonomisi üzerine kurulu bir iş koludur. Dolayısıyla doğru iş birliktelikleri kurulduğu takdirde yapılamayacak iş yoktur. Ama mevcut hizmet yapılarına göre şartname hazırlayarak, bu şartnamelere göre teklif alarak bu hedeflere ulaşılamaz.

PROF. DR. EMRE ALKİN: E-ticaret sitelerinin lojistik işini de yapmak isteyip battıklarını biliyoruz. Bu çok haslet isteyen bir iştir. Bütün işi sadece lojistikçilerin üstüne yıkarak da hedeflere ulaşılamaz. Belki de yazılımların bir arayüzle birbirini gördüğü sistemler gerekmektedir. Kısacası ortak proje geliştirmek şart görünüyor.


ARİF VAROLAN: Ben e-ticaretteki sorunlarla ilgili süreçleri dörde bölmek istiyorum. Bu işin bir ayağında üreticiler, ürün aldığımız tedarikçilerimiz var. Bir bacağında bizler, e-ticaret yapan firmalar bulunuyoruz. Bir başka bacağında lojistikçiler yer alır. En ucunda da müşteri vardır. Herkesin üstüne düşen görevler vardır. Derecelendirerek anlatmaya çalışacağım. O yüzden lojistikten başlayacağım, işin bence en sorunlu bacağı budur ve ivedilikle çözülmesi gerekmektedir. Kargo firmaları önceden ağırlıklı olarak evrak taşımakta iken bugün artık mutfak, mobilya, elektronik, TV taşımaya başladılar. Hem yasal mevzuat, hem de bu işe hazırlık açısından bence hiç biri bu işe hazır değildir. Kargo firmalarının ofislerinden tutun, çalışanların bağlı bulunduğu sendikaların iş yapma kanunlarına kadar her şeyde yeniden düzenlenmesi gereken alanlar var.
Kendi sektörümüz için söyleyeyim: Büyük ebattaki ürünleri taşımakta zorlanıyoruz. Lojistik firmalarından tam anlamıyla bu işe soyunan firma yok.
81 ilden değil yaklaşık bin tane ilçeden bahsediyorum. 81 ile gitmek zor değil. Ama tüketici istediği ürüne hızlı bir şekilde erişmek istiyor. Ve bulunduğu yer, Türkiye’nin herhangi bir ilçesi de olabiliyor.
Tüketici tarafında ise zaman zaman suistimal edilen konular olabiliyor. Özellikle cayma hakkının sınırlarının yeniden çizilmesinde fayda görüyorum. Ürünlerin hasarsız ve hızlı bir şekilde sevk edilmesi önemli bir takibi gerektirirken, iade alınmasında yaşanan sorunlar da ciddi anlamda müşteri memnuniyetsizliklerine yol açabiliyor.

Üçüncü bölüm üreticilerdir. Artık sevkiyatların hatırı sayılır bir kısmı satış noktalarının depo/mağazalarından değil bizzat üreticilerin depolarından yapılıyor. Yıllardır TIR’larla satış noktalarının depolarına sevkiyat yapan firmalar bir anda direkt müşteri sevkiyatına başladılar. Burada ciddi bilgi eksiklikleri var ve sorunların büyük bir kısmı da bu alanlarda yaşanıyor

Koçtaş Yapı Marketleri Tedarik Zinciri Direktörü Arif Varolan, tüketici tarafında zaman zaman suistimal edilen konular olabildiğini belirterek, “Özellikle cayma hakkının sınırlarının yeniden çizilmesinde fayda görüyorum” dedi.

Son olarak kendimize iğneyi batırmak istiyorum. Lojistik firmalarıyla ortak projeler geliştirerek işbirliği yapmamızda fayda görüyorum. Sektörün gelişimi için daha fazla bir araya gelip iş geliştirme projelerinde ortak olarak yer almak gerektiğini düşünüyorum.

Özetle, e-ticaretteki lojistik sorunların üstesinden gelinmesi için birden fazla lojistik firması (kargo firmaları da dahil) ve biz satış kanallarının ortak sinerjisi ile hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.


HALİL ERDOĞMUŞ: Ebebek olarak 18. yaşımıza geldik. İnternetten başlamıştık. Daha sonra fiziki noktalarda da mağazalar veya bizim kendi tabirimizle “touch point”ler oluşturduk. 18 yıllık Ebebek deneyimimde büyük bir pişmanlığım yoktur ama “Keşke” dediğim küçük bir anım var. 2003-2004 yıllarında biz ilk küçük mağazamızı açmıştık. O sırada Almanya, Belçika ve Hollanda’daki Türklerden sipariş alıyorduk. Fakat bir gün mali müşavirimiz bizi, “Yurtdışına sattığınız ürünlerin çıkış beyannamesi yok. Siz ihracat sayıyorsunuz ama çok büyük bir ceza gelebilir” diyerek uyardı. Ve yurtdışına yaptığımız haftada dört beş adetlik satıştan vazgeçtik. Oysa yüzde 18 KDV’yi kesip ihracata devam etmemiz gerekirdi. Biz yüzde 18’in bizde kalması için ihracattan vazgeçmiş olduk. 2003-2004’te ihracat kaslarımızı geliştirebilseydik bugün bu konuda ilgili başka bir noktada olabilirdik.
Devletin e-ihracata destekleri olabilir. Örneğin lojistik bedellerinin bir kısmını karşılanmasını sağlayabilir. Gümrük Birliği olsa da vergiler dolayısıyla fiyat verebilmekte sıkıntılar vardır.

Diğer taraftan fiziki satış noktaları konusunda da son birkaç aydan beri yaşadığımız enteresan bir gelişme var. Avrupalılar internet sitemizde ürünleri inceledikten sonra fiziki mağazamızdan satın alıyorlar. Edirne’de, Bulgaristan’dan müşterilerimiz var. Buradan hareketle benim aklıma kısaca şu geldi: Keşan ve Edirne’ye, Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelecekler için küçük teslimat noktaları kurulabilir. Kurlar düşeceğe benzemiyor, dolayısıyla fiyat olarak Avrupa’ya karşı olan avantajımız birkaç yıl daha devam edecek gibi gözüküyor. Bir lojistik firması bunun öncülüğünü yapabilir.


AYŞEGÜL BAHÇIVANOĞLU: Teknosa olarak, omnichannel (çoklu kanal) perakende anlayışıyla müşterilerimize her kanaldan kesintisiz ve entegre alışveriş deneyimi sunuyoruz. Amacımız, doğru ürün ve hizmeti, doğru fiyatta, doğru zamanda ve istediği noktada müşterilerimizle buluşturmak. Bu çerçevede, dijital kanallarımızdan ya da mağazalarımızdan yaptığımız satışlarda lojistik hizmetlerinden yoğun olarak faydalanıyoruz.
Beyaz eşya, TV gibi ebatları büyük ürünler de satıyoruz. Geçmişte, müşteriler bu ürünleri mağazadan kendileri alıp gidiyormuş, bugünse alışveriş mağazadan gerçekleştirilse bile müşterilere teslimatı lojistik firmaları üzerinden yürütüyoruz.

E-ticaret için ise lojistiğin gerçekten ayrı bir önemi var. Teknosa’nın satışlarının yaklaşık yüzde 6-7’si online kanaldan gerçekleşiyor. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bu oran çift haneli rakamlara çıkıyor. Kendi sektörümüzde ise Avrupa ülkelerinde yüzde 25’lere dayandığını görüyoruz. Bu da bize Türkiye’de e-ticaretin potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Bu potansiyeli gerçekleştirmek için ele alınması gereken pek çok konu var. Lojistik ise e-ticaretin gelişmesinde en kritik rollerden birine sahip.

Teknosa, online kanalı Teknosa. com’u 2003 yılında kuran, bu konuda erken adım atan şirketlerden biri. Son 5-6 yıldır ise çoklu kanaldan müşterilerimize en iyi hizmeti vermek için yatırımlarımızı artırıyoruz. Bu çerçevede, 2014 yılında mağaza stoklarımızı da e-ticaret ile entegre ettik. Türkiye’de 69 ilde 200’ün üzerinde mağazamız var. Online'dan alışveriş yapan müşterilerimize en yakın lokasyondan en hızlı şekilde sevkiyat yapmaya çalışıyoruz. Bugün, e-ticaret satışlarımızın yüzde 25’inin sevkiyatı mağazalardan gerçekleşiyor. Lojistik ağımız, tedarikçiden Gebze’deki ana depoya, depodan mağazalara, depodan müşterilere ya da mağazadan müşterilere uzanıyor. Çoklu kanal stratejisi ile müşteriye yaygın bir ağdan ve tüm kanallardan teslimat yapabilme kabiliyeti ancak doğru dizayn edilmiş bir lojistik yönetim sistemi ve iyi lojistik iş ortaklarıyla artıyor.

Elektronik market sektörüne dair yapılan araştırmada, müşterilerin online alışveriş bariyeri olarak gördükleri nedenlerden ilkinin ürüne bakma, dokunma ve deneyimleme ihtiyacı olduğunu görüyoruz. İkinci sırada ise ilkine çok yakın bir oranla, teslimat sorunu var. Tüketiciler uzun bekleme sürelerinden şikayetçiler. Teslimatta seçenek, çeşitlilik istiyorlar. Örneğin, aynı gün teslimat seçeneği olsun istiyorlar. İkincisi, Volkan Bey’in de söylediği gibi verilen söze uyulmasını bekliyorlar. Müşteri hizmetleri açısından baktığımızda, en çok duyduğumuz sıkıntılardan bir tanesi, ürünlerin beklenen sürede gelmemesidir. Ayrıca, kargo şirketlerinin teslimattan önce aramamasından ya da son dakikada aramasından şikayetçiler. Bir de kargonun uygun maliyetlerde olmasını bekliyorlar. Dolayısıyla, e-ticaretin önünü açmak ve istediğimiz seviyelere yükseltmek için bu üç unsuru barındırıyor olmamız gerekiyor.

PROF. DR. EMRE ALKİN: E-ticaret sitesinin sahibi çoğunlukla siteden sattığı malların sahibi de değil. Dolayısıyla tüketicinin kafasında sorumluluğun kimde olacağı sorusu da oluyor. Bir de ürünler çoğunlukla 12:00-17:00 arasında geliyor. Hafta içi benim gibi birisinin 12:00-17:00 arasında evde olması zor.

ORKAN AYTULUN: Bizim bakış açımız buradaki katılımcılardan farklı olarak B2B’ye odaklı. Kısaca küresel pazarla ilgili bilgileri verirsem dünyanın nereye gittiğini daha net anlatmış olurum. 2015 verileriyle Dünya’da 75 trilyon dolarlık bir ticaret hacmi var. Bunun 1.8’i e-ticaretten geliyor. 2021-22 döneminde dünya toplam ticaret hacminin 90 trilyon dolara çıkması beklenirken bunun yaklaşık 10 trilyon dolarının e-ticaret üzerinden gelmesi öngörülüyor. E-ticarette çok hızlı bir artış var. Söz konusu 10 trilyon doların yaklaşık 3.3 trilyon dolarının B2C olarak tanımlanan nihai tüketiciye yönelik işlerden, 6.7 trilyon doların
ise B2B denilen şirketler arası ürün değişiminden geleceği öngörülüyor.

PROF. DR. EMRE ALKİN:
Japonya’nın mili gelirinden fazla...


ORKAN AYTULUN: Haklısınız. B2B ile ilgili 6.7 trilyon doların yaklaşık yüzde 70’inin de ihracattan kaynaklanacağı öngörülüyor. Öngörülerle gerçekleşmeleri kıyasladığımızda tahminlerin doğru çıkacağını görüyoruz. Büyük bir sapma olması beklenmiyor. E-ticaret başka sektörlere bağımlı bir sektördür. Lojistik ve ödeme sistemleri ile sıkı ilişkisi vardır. Biz iki yıldır Ekonomi Bakanlığı veya şimdiki adı Ticaret Bakanlığı ile birlikte, bir elektronik ticaret ekosistemi geliştirme konusunda çalışıyoruz. Bugünkü gibi toplantılarda çok değerli fikirler ortaya konmuş. Ama net bir uygulama planı koyanı görmedim. Bu noktada biz inisiyatif aldık. Çünkü Alibaba.com tarafında ciddi bir tecrübe var. Çin’in toplam ticareti içerisinde e-ticaretin oranı yüzde 20’nin üzerinde iken, Türkiye’de bu rakam yüzde 4 civarlarında. Türkiye’deki rakamın içinde yasal bahis ve seyahat satışları da var, oysa Çin’de bu alanlar söz konusu rakama dahil değil. Çin öncelikle ödeme sistemlerini ve müşteri koruma sistemlerini iyi kurgulamış. Türkiye’de ise e-ticaretle ilgili soru işaretleri varlığını koruyor. Tüketiciler, Satın aldığım mal gelecek mi?” diye endişeleniyor.

Diğer yandan Çin, lojistik ağını da çok iyi kurmuş. Alibaba Grubu’nun başarısının altında yatan ana sebeplerden bir tanesi ödeme sistemi, diğeri ise lojistiktir. Önceleri lojistiği Outsource olarak başlatmışlar. Çin gibi bir coğrafyada bu işi şu anda çok iyi yönetiyorlar. Ticaretin kredilendirilmesinden tutun yapılan ihracatın tahsilatına, lojistiğine, gümrüklemesine kadar her şey
tek noktadan yönetiliyor. Sistemin arkasında inanılmaz bir teknoloji var. Alibaba kaynaklı ürünlerin Dünya’da nereye gittiğini dev ekranlarda görebiliyorlar. Sistem tamamen dijitalize edilmiş durumda. Türkiye’de ise özellikle lojistik konusunda bütün ihtiyaçları karşılayabilecek bir yapı bulunmuyor. Lojistiği birden çok parti ile yönetmeniz gerekiyor.

Orkan Aytulun temel verileri paylaştı: “2021-22 döneminde dünya toplam ticaret hacminin 90 trilyon dolara çıkması beklenirken bunun yaklaşık 10 trilyon dolarının e-ticaret üzerinden gelmesi öngörülüyor.”

Biz Türkiye’deki KOBİ’lerin dünyaya açılabilmesi için bir fırsat oluşturmak ve bunu da paydaşlarımızla yapmak istiyoruz. E-İhracat ile ilgili farkındalık yaratmak için bugüne kadar 22 ilde 27 toplantı yaptık. Lojistik konusuna dönecek olursak, Türkiye’de iki konuda çok önemli eksik bulunduğunu düşünüyoruz. Birincisi, Türkiye’deki e-ihracatın geliştirilmesine yönelik teşvikleri kimse bilmiyor. Çünkü çok karışık. İkincisi, lojistik tarafıyla ilgili iş dünyası bilgi sahibi değil. Örneğin Ankara’da karşılaştığım mobilyacılar hassas taşıma yaptıracak firma bulamamaktan şikayetçiydi. Ben eminim ki, Horoz Lojistik’in böyle bir hizmeti vardır ama mobilyacılar bilmiyor. Bu yüzden ihracat yapamadıklarını söylüyorlar. Bilmiyorlarsa bu hepimizin eksiğidir. E-ticareti artırmak istiyorsak tabana inmemiz gerekiyor.

Ülkemizde 981 ilçe bulunuyor. Bunları küresel ticarete açmakta lojistik çok kilit bir öneme sahip. Hazırlığın iyi yapılması gerekir. Aslında çok ciddi bir yol olduğunu da görüyorum ama en büyük sıkıntının teknolojide olduğunu düşünüyorum. Lojistik firmalarının platform entegrasyonları yurt içinde belki tamamlandı ama bu konunun yurt dışı tarafında çok çözüldüğünü görmüyorum. Bu konuda gidilecek çok yol olduğuna inanıyorum.
Bir diğer nokta, büyük veridir. Eminim ki, platform yöneticilerinin hepsinin elinde büyük bir veri ve bunun nasıl kullanılacağına dair bir yol haritası mevcuttur. Büyük verinin çok fazla konuşulmadığını görüyorum. Bunu burası için değil genel için söylüyorum. Büyük veri bizim elimizdeki en büyük silahtır. Bir ürüne nereden, ne kadar talep geldiğini bilmenin, hangi aşamalarda sorunlar yaşandığını görmenin önemli olduğunu ve burada çok büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Amazon, Amerika’da büyük veriyi kullanarak hangi eyaletten hangi ürüne ne kadar talep geleceğini ölçtüğü için depolamayı o eyaletin sınırları içerisinde yapabiliyor. Türkiye’de ise gecikmeler, müşteri şikâyetleri gibi konular her şeyin önüne geçiyor.

Alibaba Grubu Bekarlar Günü’nde 24 saatte 24.9 milyar dolarlık iş yaptı. Sadece bir günde 700 milyonun üzerinde parça gönderildi. Şikayet oranı yüzde birin altında. Üstelik ürünler dünyanın her yerine gönderilmişti.
Doğru karar, doğru entegrasyon teknolojisi ve devletin de doğru destekleriyle Türkiye’de de sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.


CELAL BAL: Çok değerli bilgiler ifade edildi. Ben birkaç noktaya değineceğim. Çok kanallı perakende zincirleri ortaya çıkmadan önce, tek kanaldan satış yaparken müşterinin bu kadar çok seçeneği yoktu. Mağaza raflarındaki ürünü almak zorundaydı. Bugün ise mağazanın dijitalleşmesiyle birlikte teslimat hızı ve teslimat seçenekleri meselesi tüm yapının sorunu haline geldi. Çağrı merkezimize gelen şikayetlerin % 25’i teslimat sorunları ile ilgili. Teslimat sorunlarını açarsak, müşteri sadece gecikmeyle ilgili şikayetlerini iletmiyor, hızlı teslimatla birlikte daha şeffaf ve izlenebilir bir hizmet de talep ediyor. Teslimatın hangi aşamada olduğunu da görmek istiyor. Evet, bugün SMS ve e-posta aracılığıyla müşteri mümkün olduğunca bilgilendiriliyor ama ürün varış noktasına ulaştığında müşterinin evde olmaması sorunu oluyor.
Süreç daha şeffaf hale getirilmeli ki, müşteri o anda evinde olabilsin ya da bir yakınını orada bulundurabilsin. Teknolojinin bugün ulaştığı noktada bunu yapmak mümkün. Kısacası günümüzün en büyük sorunlardan biri, bu dijitalleşmeyi sağlayabilmek. Örneğin müşteriye saatli teslimat seçeneği sunulabilir. Veya mesai saatinden sonra teslimat ile önemli bir katma değer sağlanabilir.

E-ticaret ile ilgili güven sorunundan bahsedildi. Doğrudur, kredi kartının kopyalanması ilk akla gelen sıkıntılardan biridir. Ama son dönemde kredi kartının kopyalanması kadar satın alınan ürünün zamanında gelip gelmeyeceği, zamanında gelse bile hasarla karşılaşılıp karşılaşılmayacağı da aynı ölçüde sorun olarak görülmektedir. Hasar durumunda değişim sağlansa bile müşteri bunu ciddi bir zaman ve değer kaybı olarak görüyor. Güveni sağlamak için de paketlemeden başlayarak tüm aşamaların müşterinin sorunlarını çözecek şekilde kurulması gerekiyor. Burada birçok paydaşlara düşen görevler var. Eğer ürünün kırılmasına karşı önlem alınmadan, yani pakete yatırım yapılmadan gönderim gerçekleştirilirse sonucunun ne olacağı bellidir. Diğer bir sorun İK konusudur. Kargo sektöründe nitelikli personel ihtiyacı bulunmaktadır. Sık personel değişikliği bölgeyi ve müşteriyi anlamak için handikap. Gelişen dijital altyapı ile birlikte eğitime önem verilmelidir.

PROF. DR. EMRE ALKİN: Anlaşılan o ki, bir firma ya da firmalar grubu iyi bir çözüm yaratacak. Veya çözümler birbiriyle yarışacak ve en uygun çözümler kalacak. Bu konu, devlet kanalıyla organize edilecek bir şey gibi görünmüyor. Tamamen özel sektörün kendi arasında uzlaşarak bulacağı bir çözüm, sözü edilen. Devlet, işin doğru yere gitmesi için özel sektöre yardımcı olmalı. Devletin e-ticaret süreçlerinde kimin neden sorumlu olduğunu çok iyi tarif etmesi gerekli.


EMRE EKMEKÇİ: E-ticaret ve lojistiği ayrı ayrı kelimeler olarak kullanıyoruz ama aslında bu kavramlar birbirlerine göbekten bağlıdır. Bu konuda biz de e-ticaretçiler olarak kabahatliyiz. Ben buna artık “Tembel e-ticaret” diyorum. Tembel e-ticarette, “Bir site açalım, ürünleri yükleyelim, bir kargo firmasıyla anlaşalım. Satışı yaptıktan sonra ürün bir şekilde gider” anlayışı geçerlidir. Bu anlayışta Türkiye’nin aslında nispeten gelişmiş olan kargo ağına güvenilir. E-ticaret şirketinde lojistikle ilgili olarak sadece otomasyonu takip eden bir kişi çalıştırılır. Eskiden Türkiye’de e-ticaret anlayışı böyleydi. Biz, Elektronik Ticaret İşletmeciler Derneği’nde teknoloji firması mı, perakendeci mi olduğumuz konusunu çok konuşuyoruz. Bir taraftan teknoloji firmasıyız, bir taraftan perakendeciyiz ve bir taraftan da lojistik hizmetlerini veren ya da organize eden yapılarız. Böyle bakınca, e-ticarette lojistik problemleri varsa bunun ilk suçlusunun lojistik şirketleri değil e-ticaretçilerin kendileri olduğunu görürüz. Çünkü bu nokta ciddiye alınmadı. E-ticaret şirketlerinin çoğu bugün bile kendi depolarını kendileri yönetmiyor. Bu belki de yapılabilecek en büyük hatalardan bir tanesidir. En azından işin içinde olmaları gerekir.

Yurtdışındaki büyük oyunculara baktığımızda lojistik sektörünü kökten değiştirecek olan yeniliğin, teknolojiye dayalı neolojistik firmalarının ortaya çıkışı olduğunu görürüz. İki yabancı oyuncu tüm dünyanın lojistik alt yapısına talip. Biri, firmalara, “Ürettiğin malı Almanya’daki mağazalarından ya da Çin’den, Hindistan’dan ben alayım, satayım ve en iyi şekilde dağıtayım” diyor bugün. Kısacası e-ticareti en iyi yapanlar bugün lojistik yapıyor. Diğeri bugün dünyanın en büyük uçak filosunu kurmaya talip. Uçakları hazır. Aynı şekilde kendi gemileriyle limanlarda nasıl faaliyet gösterebileceğini inceliyor. Biliyorsunuz, teknolojinin alt üst ettiği endüstriler vardır. Örneğin müzik endüstrisi bu kapsamdadır. Aynı şekilde bankacılık da böyle değerlendirilebilir. Bence e-ticaret lojistiği de tehlike altında. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir konu değil. Türkiye’de dünyaya göre iyi durumdayız aslında. Endonezya’da 18 bin adaya lojistik, pancar motorlu sandallarla yapılıyor. Bugün dünyanın bir lojistik problemi vardır. Milyar insandan milyar insana gidebilecek bir lojistik ağından bahsediyoruz. Üstelik karşımızda toleransı sıfıra yaklaşan Y Kuşağı var. Bu konuyu e-ticarete bağlayacağım.

Türkiye’den herhangi bir ülkeye ürün yolladığımızda o ülkedeki tüketicinin beklentisini karşılayamıyorsak baştan kaybediyoruz demektir. O zaman sizden bir daha alışveriş yapmaz. Ülkeyi bile komple silebilir. Örneğin global pazarda adını çok duymadığınız bir ülkeden e-ticaret yapar mısınız, bu ülkedeki sitelerden bir şey alır mısınız? Oysa hiç beklemediğimiz ülkelerde çok güzel firmalar var. Ama bu ülkelerden bir şey alır mısınız? Dünyaya açılmak istiyoruz ama imaj olarak tam o noktada değiliz. Çok ciddi yatırım ve çok ciddi teknoloji gerekmektedir. Hollanda’da 200 milyon Euro yatırımla tekstil için kurulmuş e-ticaret lojistik merkezi var örneğin. İçeride 20 kişi çalışıyor, sevkiyat robotlar tarafından yapılıyor. Sözünü ettiğim lojistik merkezinin başındaki kişi, “Bizim en büyük tedarikçimiz müşteriler” diyor. Çünkü milyonlarca müşteriden bu merkeze iadeler geliyor. Gelen iadeler tekrar ütüleniyor ve paketleniyor. Kısacası lojistik sadece taşıma işi değildir. Lojistiğin tüm ayaklarını düşünmemiz gerekir. İngiltere’nin en büyük süpermarket firması, çalıştırdığı robotları hava kontrol sistemlerinin alt yapısıyla yönetiyor. İş o noktaya varmış durumda. Belki de bu şirketler kendi teknolojilerini getirdiklerinde biz, e-ticaretçiler ve lojistikçiler olarak taşeron pozisyonuna düşeceğiz.

Bu toplantının amacı bence çok doğru. E-ticaret ve lojistik sektörünün bir araya gelerek birleşmemiz ve kendimizi bir sonraki teknolojik seviyeye hazırlamamız gerekiyor. Yarın çok geç olabilir. Yarın başka lojistik çözümler düşünmemiz gerekecek.


YALÇIN AYAYDIN: Halil Bey’in Trakya’da e-ticaretin potansiyeli ile ilgili söylediklerine katılıyorum. Trakya’da gerçekten de bir servis alanı kurulabilir. Bilindiği gibi e-ticaretin toplam ticaret içindeki payı yüzde 3-4-5’lerde. Ama Amazon ve Alibaba’nın Türkiye’ye girişinden itibaren bu rakamın çok kısa zamanda yüzde ona yaklaşacağını düşünüyorum. Bugün bulunduğumuz seviyelerde kalmayacağız. Bu şirketler gerçekten pazarı hızlı bir şekilde büyüteceklerdir. E-ihracat ile ilgili depolama ve lojistik şu anda hepimizin en büyük sorunudur. Hepimiz aynı zincirin halkalarıyız. E-ticaretçiler, üreticiler, lojistikçiler, depolama… Şu anda lojistik tarafında ciddi bir rekabet var. X firma 2 TL’ye, öbürü 2.5 TL’ye taşıma önerisi yapıyor. Lojistik şirketlerinin hızlı bir şekilde kendi aralarında bir araya gelerek standartları belirlemeleri gerekmektedir.

Depolamada da sıkıntılar vardır. Depolar İstanbul’un çeşitli yerlerine yayılmıştır. Bu da doğru bir şey değildir. Burada da şirketlerin bir araya gelmesi ve lojistik merkezleri oluşturmaları lazım. İstanbul civarında lojistik kentlerin kurulması gerekir. Devlet arazi ve başka yollarla lojistik kentlere destek sağlayabilir. Sadece İstanbul’da değil. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde lojistik kentler kurulmalı.
Üniversitelerle de ciddi iş birliği yapmamız gerekmektedir. Şu anda bilgi teknolojileri konusunda ciddi uzman eksikliği var. Bilişim bölümleri kurulmalı ve mevcutlar geliştirilmelidir.


GÜRKAN GÜRBÜZ: Biz lojistikçiler olarak şimdiye kadar söylenenlerin hepsine inanıyoruz. Tüm taraflar olarak hedefimiz aynıdır; müşteriye en uygun şartlarda hizmet sunmaya çalışıyoruz. Bunu ortak bir platform içinde yaratabiliyor olmamız gerekir. Müşteriye ortak faydalar sağlamalıyız. Üç - dört sene önce e-ticaret ile kargo ve lojistik tarafının ilişkisi oturmaya başladı. Kargo firmaları e-ticaretin hacmine yetişemeyince kendilerine çeki düzen vermeye başladılar. Belirli hacimlerdeki ürünlerin taşınmasından çıktılar. Onlar bu işten çıkınca bu taraf boş kaldı.

Horoz Lojistik olarak söylüyorum, e-ticarette çok uzun yıllardır ev teslimatı gerçekleştirdiğimiz ve bu alana ciddi yatırım yaptığımız için söz konusu boşalan alanı belki de olduğundan daha hızlı doldurmak zorunda kaldık. Biz tabii ki, çalıştığımız firmalarla proje geliştiriyoruz. Ama yaptığımız yeniliklerin çoğunu tüketiciden öğrendik. Tüketici şikayetleri yol gösterdi. Anladık ki, tüketicinin yüzde 90’ı kargonun ne zaman ulaşacağını öğrenmek istiyor. O zaman “Kargonun ne zaman ulaşacağını bildirmemiz gerekiyor” dedik. Hocamın dediği gibi saat aralığı olarak 12:00-05:00’i verdik. Tüketici bundan tatmin olmadı. Kısacası hep tüketiciden öğrendik. Bir firma ile bu yeniliği yapmak çok kolay değil. Ama sorunlar ortak hale geldiği zaman iş çok daha farklı yere gidiyor. Biz çok kısa zaman içerisinde kargo alıcılarına, “Size ürününüzü yarın üç buçukla dört arası getireceğiz. Eğer trafikten kaynaklı bir gecikme olduğu zaman, “Bir yirmi dakika daha müsaade edin” diyeceğiz.

Gürkan Gürbüz: “Yaptığımız yeniliklerin çoğunu tüketiciden öğrendik. Tüketici şikayetleri yol gösterdi.”

Dijital takip, bu işin olmazsa olmazıdır. Tüketici kargosunu takip edebilmelidir. Biraz önce belirtildiği gibi Amazon büyük veriyi kullanarak siparişlerde lokasyon tahmininde bulunuyor, depolamayı buna göre yapıyor. Biz aslında bunu bir yıldır paydaşlarımıza söylüyoruz. “Tahmin edebilme şansınız varsa bizim depolarımızı kullanalım. Bizim her yerde depomuz var. Bu depoları ortak hale getirelim ve buralardan ortak sevkiyat yapalım. Hem maliyeti azaltalım hem bir taraftan da saatlik teslimat seçeneklerini sunacak hale gelelim” diyoruz. Kısacası konuştuğumuz sorunların bir kısmını çözmeye çalışıyoruz. Sizlerin yorumlarının bizler için hakikaten çok büyük önemi var. Ama sadece yorum yetmiyor. Bir lira ucuza verenle çalışma kültürünü bırakıp bir araya gelerek, en uygun maliyetle nasıl yapabileceğimizi konuşmamız lazım. Tüketici, satın almış olduğu ürünün kapısına getirilip kurulmasını bekliyor. Bir sorun olduğu zaman da birisi gelip düzeltsin istiyor.
Biz buna hazırız, zaten bunları yapmak için yola çıktık. Ama maliyeti düşürmek için desteğe ve ortak platforma ihtiyacımız var.

TANER HOROZ: İfade edilen sorunlardan bir kısmına çözüm önerileri getirmek istiyorum. Pek çok katılımcı tek noktadan çözüm arayışından bahsetti. Buradaki paydaşlar, gümrük, bankalar, ödeme sistemleri veya tedarikçiler olabilir. Lojistikçilerin buradaki görevi sadece mal akışını sağlamak değil, süreçle ilgili bilgi akışını da sağlamaları gerekir. Malın sadece ulaştığı noktaları değil değerini ve miktarını da gümrüğe iletebilir örneğin. Veya tedarikçiye teslimatı ne zaman yapması gerektiğini bildirebilir. Bu gibi çalışmalar süreç yönetimiyle ilgili konular. Dünyada örnekleri bulunuyor. Bizde de entegre süreçlerin işlediği güzel uygulamalar var. Bizim veya başka saygın meslektaşlarımızın yaptığı güzel uygulamalar mevcut. Bunlardan ilham alarak arzulanan çalışmaların yapılabileceğine inanıyorum. Lojistik şirketinin her ürünü, her destinasyona, her sayıda ve en uygun zaman ve fiyatla taşıyabilmesi aslında pek de söz konusu değil. Teknik olarak da çok mümkün değil. Ama büyük işverenler lojistik konusunda çözüm ortağı da sunuyorlar. Dünyadaki terminolojide buna dördüncü parti servis sağlayıcısı adı verilmektedir.

Ayrıca sizin adınıza danışmanlık yapmakta ve süreçlerinizi inceleyip nakliye taşıma ihalelerini, satın almanın nasıl yapılması gerektiği konusunda bir öneri paketi ile gelmektedir. Bunu kendi yapan firmalar da vardır. Alibaba’nın buna bezer bir organizasyonu var örneğin. Alibaba dünyada çok büyük ölçekte hizmet verdiği için lojistik servisini de kendi bünyesinde üretmiş durumda. Ama o ölçeğe ulaşabilmek Türkiye’de şu anda çok kolay değildir. Bu nedenle, sözünü ettiğim optimum çözümleri kullanmak doğru olur. Bunun yapılabilir örnekleri vardır. Böyle bir hizmeti Türkiye’de sunabilecek yirmi - otuz adet üst düzey firma vardır. Bundan emin olabilirsiniz. Üç - beş aylık bir zaman diliminde birlikte çalışırsanız yapılır. Sadece yerli değil yabancı firmaları da kastediyorum. Dünyada yapıyorlarsa burada da yapar.

İşte bu nedenle, “Yapılamıyor, tek noktadan hizmet alınamıyor” gerekçesini çok fazla kabul edemiyorum. Çok somut söylüyorum, bu, üç beş aylık ortak çalışma gerektirir sadece.

Bugünkü toplantıda hep maliyetlerden, süreçlerin uzamasından ve hasardan bahsedildi. Öncelikle Türkiye coğrafi olarak çok geniş bir yüz ölçüme sahip bir ülke. İstanbul’dan Kars’a mal göndermek yurtiçi sevkiyat olarak gözüküyor ama aslında Münih’ten daha uzak mesafeye taşıyoruz. Ve çok daha zorlu bir parkurda taşıyoruz. Onun için hakikaten kolay bir iş değil. Ülkemizin demografik yapısından ticaretin yöreler arasında yeteri kadar eşit gelişmemiş olmasına kadar birçok alt yapı problemi bulunmaktadır.

E-ticaret firmaları geçmişte geleneksel ticarette olduğu gibi malı alıp satarlardı. Bugün malı satın almıyor ve daha ziyade platform hizmeti veriyorlar. İşin organizatörlüğünü yapıyorlar ve A firmasının malını B’ye satıyorlar. Bu durumda bir e-ticaret şirketinin moda da mı, elektronikte mi uzmanlaşacağını belirlemesi çok kolay değildir. Platform şeklinde hizmet sisteminde tedarikçiden mal alınmadığı için tedarikçiler dağınıktır. Tedarikçilerden malların alıp e-ticaret platformunun deposuna koymak, oradan nakliyeci kendi dağıtım merkezine götürmek, sonrasında aktarma merkezine taşımak, çok uzun bir süreçtir. Ambalaj veya depo standardı kötüyse ürün zarar görebiliyor. Dünyada tedarikçiler dünyada çok fazla ortada gözükmez. Çok yoğun bir müşteriniz ise en hızlı satan beş on ürününü deponuzda barındırır. Böylece hem ekonomik hem zaman açısından, hem de hasar açısından, fayda elde edilebiliyor.

Horoz Lojistik Ceo'su ve İcra Kurulu Başkanı Taner Horoz: “Lojistikçiler olarak ilave hizmetler de sağlayabiliriz. Sadece taşıma değil tahsilat yapma işlevimiz de olabilir.”

Diğer yandan e-ticaret sektörü Türkiye’de büyük ölçüde iç piyasada bulunan kargo firmalarını kullanmaktadır. Türkiye’de ulusal dağıtım yapan üç tane firma sayabiliriz. Kargo şirketleri esasında çok kullanıcılı sistemlerdir. THY nasıl bizi beklemez veya “Şişmanım, bana bir buçuk koltuk verin, rahat oturayım” dediğinizde kabul etmezse, kargo şirketlerinin de kişiye özel hizmet sunma şansı yoktur. Çünkü bir aracın içinde belki binlerce müşterinin malı vardır. Hepsine birden hizmet verdiği için özelleştirilmiş hizmet sunabilme imkanı son derece kısıtlıdır. Bu yapısal bir şeydir. Dolayısıyla hizmet kalitelerinin bozuk olduğu değerlendirmesini doğru bulmuyorum. Sizin ölçeğiniz büyüktür. Bu ölçekle kendinize özel çözümler üretme şansınız vardır. Antalya’da okuyan çocuğuna hırka gönderen Ayşe Teyze’nin bu şansı yoktur ama sizlerin vardır. Kargo şirketlerinin yaklaşık ikişer bin adet şubesi vardır ülke genelinde. Biz bu konuda bir model çalıştık. Yaklaşık 250-300 şubeyle, daha ucuza, sizin istediğiniz gibi saatinde teslimat yapan bir model geliştirmek mümkündür. Gelin, böyle bir sistemi birlikte inşa edelim. Müşteri, ayakkabıyı giyip denedikten sonra alsın. Hatta orada iade kabulünü yapalım. Modada en büyük sıkıntı budur. Tüketici
üç tane ayakkabı alıp ikisini geri göndermektedir. İade süreci çok zor ve maliyetlidir.

Bir başka konuya dikkatinizi çekmek istiyorum: Bilindiği gibi şirketler mağaza depolarına mal göndermektedir. Şirketler mağazaların depolarına AVM ücreti ödüyor. Halbuki ürünleri mağazalara göndermeye gerek yok. Şirketler buralara sadece teşhir ürünü gönderebilir. Müşteriler alışverişi teşhirden yapar, biz teslimatı ertesi gün yapabiliriz. Buna benzer çözümler üretilirse hızla kabul görebilir. Ama böyle bu tip çözümlerin birlikte üretilmesi gerekiyor. Bunun için de mevcut sisteme biraz dokunmak gerekmektedir.

Bu konuları biz çoğu zaman lojistik yöneticileriyle konuşuyoruz. Lojistik yöneticileri maalesef Türkiye’de diğer departmanların arkasında kalıyorlar. Örneğin satış - pazarlama departmanı itiraz ettiğinde lojistik departmanının sözü geçmiyor. Bunun birçok örneğini yaşadık bugüne dek. Bu konuya stratejik düzeyde, yani genel müdür ve yönetim kurulu düzeyinde el atılması gerektiği kanaatindeyim. Bu konuyu çok önemle dikkatinize arz ediyorum.

Gündemdeki bir başka sıkıntı, müşterinin teslimat zamanıyla ilgili şikayetleridir. Müşteriye görevimiz tam olarak aktarılamıyor. Geç teslimatlarda bazen ürünün firmadan iki gün önce bize verildiğini tespit ediyoruz. Zaman zaman bize teslimatı yapılmamış ürünler ile ilgili sorumlu tutuluyoruz. Bu konuda şirketlerin biraz yönlendirici olmaları gerekir. Müşteri aslında ürünün bir günde mi, iki günde mi geldiği ile o kadar ilgilenmiyor; kendisine söz verilen sürede teslim edilmemesine takılıyor. Örneğin ürünün teslimatının bir haftada gerçekleşeceğini söylediğinizde tepki göstermeyebilir ama “Bugün teslim edilecek” denen ürün ertesi gün giderse kıyameti koparıyorlar.

Lojistikçiler olarak ilave hizmetler de sağlayabiliriz. Sadece taşıma değil tahsilat yapma işlevimiz de olabilir örneğin. Bazı ürünlerin çok satılacağını önceden öngörmek mümkün. Örneğin promosyonlu ürünler çok satılıyor. Çok satacağı bilinen ürünlerden bizim oluşturabileceğimiz noktalara önceden yükleme yapabilirsiniz. Siz bu noktalara diyelim ki, birer palet mal gönderirseniz, iki saat sonra bütün müşterilere teslim edebiliriz. Kısacası birlikte çalışarak üstesinden gelebileceğimiz pek çok konu var. Sektör derneklerinin amacının da bu olduğunu düşünüyorum. Dernekler aracılığıyla bir araya gelebiliriz. Bazı alanlarda pilot projelere başlanabilir. Ne oranda işlevsel olduğu uygulamada incelenir. Nasıl bilgi teknolojilerinizi geliştiriyorsanız lojistiğinizi de geliştirmeniz gerekir.

Elbette bizim de lojistik sektörü olarak fedakarlık yapmamız gerekiyor. Belki yatırım yaptıktan sonra iki - üç sene para kazanmamayı göze alacağız. Bu arada sizin de lojistik maliyetiniz bu süre zarfında bir miktar artacak. Ama önemli sonuçlara ulaşacağız. Belirttiğim gibi bir araya gelerek bu süreçleri tasarlamak gerekiyor.

UTİKAD Başkanı Emre Eldener, e-ticaret lojistiğine ağırlık vermiş olan firmaların, bugünkü daralma ortamında dahi yıllık bazda yüzde 20 büyüdüğünü gözlemlediklerini ifade etti.

EMRE ELDENER: Taner Bey’in söylediklerini destekler mahiyette bir şey söylemek istiyorum. E-ticaret hizmeti verenler ülke çapında bir bilinçlendirme hareketi içindeler. Çeşitli platformlarda e-ticaretin faydalarını anlatıyorsunuz. Bu noktada bize de dernek olarak önemli görevler düşüyor. Lojistik sektörünü e-ticaret lojistiğine doğru kaydırabilmek, daha doğrusu odağını o noktaya çevirebilmek için bir bilinçlendirme faaliyeti içine girmemiz gerekli.

Nitekim e-ticaret lojistiğine ağırlık vermiş olan firmaların cirolarının bugünkü daralma ortamında dahi yıllık bazda yüzde 20 büyüdüğünü görüyoruz. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi bizim sevk ettiğimiz paketler iyice küçülüyor ve tüketiciye doğrudan teslim edilecek hale geliyor. Bu nedenle Taner Bey’in söylediği gibi lojistik firmalarıyla e-ticaret şirketlerinin çözüm ortaklığı temelinde bir araya gelmesi ve proje geliştirmeleri gerekiyor. Lojistik sektörünün de çıkışı bence bu noktada yatıyor.

Yakın gelecekte belki de sadece lojistik yapıyor olmamız yeterli olmayacak. Bu iş belki de bir katma değer olmaktan çıkacak. Çünkü firmaların kendileri lojistik şirketi haline geliyor. Belki de biz üretim şirketlerine dönüşeceğiz. Depolarımızda üç boyutlu üretim yapıp dağıtımını yapmaya başlayacağız. Veya lojistikçilerin hammaddeleri aldıktan sonra üretip göndermeleri de hiç de şaşırtıcı olmaz. Çünkü üç boyutlu yazıcılar bütün materyalleri kullanabiliyor artık. Üstelik bu teknoloji her geçen gün de ucuzlamaktadır.

PROF. DR. EMRE ALKİN: Anladığım kadarıyla bu iş, üstadın dediği gibi hiç ummadığımız bir yere evrilecek. Hiç değişmeyen bazı unsurlar değişecekler. Bazı unsurlar başkalaşım geçirecek. Bazı unsurlar bir araya gelerek sinerji oluşturacaklar.

AYŞEGÜL BAHÇIVANOĞLU: Çift haneli e-ticaret rakamlarına ulaşmış ülkelere baktığımız zaman tüketicilerin online kanalı tercih etmelerinin birinci ebebi olarak kolaylığı gösterdiğini görüyoruz. Oysa bugün Türkiye’de fiyat hâlâ ön planda yer alıyor. Demek ki, birinci turda söz edilen potansiyele ulaşmak için fiyat rekabetini aşmamız gerek.

Ayşegül Bahçıvanoğlu, Teknosa’nın satışlarının yaklaşık yüzde 6-7’sinin online kanaldan gerçekleştiği bilgisini paylaştı.

Kolaylık için söz edilen teslimat seçeneklerini hayata geçirmek gerekiyor. Örneğin İngiltere’de son yıllarda Fransa’da pazar gün teslimat yapılıyor. E-ticarette pazar günü teslimatını tüketiciler talep etmiş. Firmalar da başlamışlar. Türkiye’de AVM’ler pazar günleri açık; öyleyse teslimatlarda bu seçeneği neden sunmayalım? Müşteri eğer pazar günü almak istiyorsa bu kolaylığı sağlayabilmeliyiz.

GÖKHAN GÜRBÜZ: Aslında sizin hayal etiğiniz her şeyi bizim yapabilme gücümüz var. Belki tek başımıza değil ama beraber hareket edersek başarabiliriz. Bunu tek başınıza siz talep ederseniz ekonomik olmaz. Ama eğer bu, masadaki herkesin ihtiyacıysa, o zaman çözümü üretiriz. Akşamları da teslimat yaparız ki, bunu yapıyoruz zaten.

AYŞEGÜL BAHÇIVANOĞLU: Bence şu an küçük gibi görünen bu talep ileride daha da gelişecektir. Bir defa bunun tadını alan müşteri bunu daha fazla talep edebilecektir. Biraz da böyle bakmak lazım. Bazen müşteri bir hizmeti talep olarak ileri sürmüyor ama bir kere sunulunca memnun kalıyor ve talep etmeye başlıyor.


KEMAL EROL: Şu anda Türkiye’nin en büyük e-ticaret oyuncuları bile kârlılık konusunda sıkıntılı. Henüz kâra geçemediler, diye biliyoruz. Çünkü kâra geçmek kolay değil. Bugün adını hatırlayamadığımız, batmış ya da faaliyetine son vermiş çok sayıda e-ticaret firması var. E-ticaret firmaları bugüne kadar epey para harcamıştır. Milyar dolar olmuş mudur? Bence olmuştur. E-ticaret başladığında kargo firmaları mevcuttu. Kargo firmaları bugüne dek hep bu sektörden kazandılar. Hiçbir zaman zararına iş yaptıklarını bilmiyorum; en azından hatırlamıyorum. Fiyatlar da birbirine yakındır. Ama hizmet anlamında hiçbiri farklılaşamadı. Yani hiçbiri pazar günü teslimat yapmadı. Yine hiçbiri akşam teslimat yapmadı. Kargo firmalarına biz şu anda IP üzerinden, “Şu ürünü şuradan al, şu noktayla gönder” bile diyemiyoruz. Çoğu tek noktadan alabiliyor. Çok noktadan alabilen açıkçası çok az. Mesela UPS güzel yapıyor bu işi, muhtemelen teknolojisi daha sağlam. Sistemden direk kod okutturulduğunda şirket gelip barkodu okutarak işleme devam edebiliyor. Ama bizim Türk firmaları illa kendi barkodunu kendi basmak istiyor. Ben hiçbir kargo firmasının IP uzantılı bir çözümünü bilmiyorum örneğin. Keşke biz de API üzerinden detaylı entegrasyon yapabilsek.

Şu anda bütün kargo firmalarıyla entegrasyon çok zayıftır. Kargı şirketlerinin on binlerce müşterisi var ama standart bir teknoloji geliştirse herkes uyabilir. Bunun yerine her müşteri için ayrı geliştirmeye çalışıyor. Pazar günü teslimat olgusunu alalım. Birisi zarar etmeyi göze alıp o işi yapsa, ondan sonra arkası gelir. Biz e-ticaret firmaları olarak milyonlarca dolar yaktık. Üç beş milyon dolar da kargo firmaları yaksın.

Kurucusu olduğum Vivense beş yıllık firmadır; bu süreçte ben forklift kullandım, palet indirdim, iadede ambalaj sarmak tasarladım. Bugün de bunlarla uğraşıyorum. Çünkü bu hizmetleri verebilecek bir firma maalesef yoktur. Lojistik firmalarının biraz para yakmaları, yatırım yapmaları gerekir. Oysa hiçbir lojistik firmasının ben zarar ettiğini sanmıyorum.

PROF. DR. EMRE ALKİN: Sıkıntısı olmasa Kemal Bey böyle konuşmazdı. Demek ki, belli bir tecrübesi olmuş. Lojistikçilere, “Hep biz size uymaya çalışıyoruz. Biraz da siz bize uyun” diyor.

KEMAL EROL: 2018’de ürünün taşınması, kurulumu gibi işleri bir şirketin hâlâ yapamıyor oluşu bana kabul edilemez gibi geliyor. Bence önce bunun gibi sorunları halledip daha sonra bu tarz kompleks şeylere geçsek çok daha iyi olur.


ÖRPEN KOÇAK: n11.com pazara en son giren e-ticaret aktörlerinden biridir. Ben, 2012 Eylül ayında Güney Kore’ye gittiğimde bu ülkede 4 lojistik firması tüm ülkenin her noktasına mobilya ve beyaz eşya teslimatı yapıyor ve kurulum hizmeti veriyordu. Tabii, burada arz talep dengesini de hesaba katarsak, artan taleple birlikte bu denge de değişiyor. Bu bağlamda, e-ticaretin iki önemli partneri olan lojistik ve ödeme sistemleri sektörde önemli bir rol oynuyor. Türkiye’de bu alanlarda önemli bir talep ortaya çıktı ve bugün geldiğimiz noktada bu iki alanın da çok büyük gelişme gösterdiğini söylemek mümkün. Bugün Türkiye’de ödeme sistemleriyle ilgili hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Bankalar da kredilendirme ve taksitlendirme sistemleri gibi alanlarda çok büyük ilerleme kat ettiler. Türkiye’deki bankacılık sistemi bugün dünyada pek çok gelişmiş ülkeye örnek olacak ilerlemeler kaydetti. Türk bankaları dijitalleşmede gerçekleştirdikleri yeniliklerle pek çok saygın ödüllere layık görüldüler. Artan ihtiyaca cevap vermek için dijitalleşen ve gelişen ödeme sistemleri, elbette e-ticaret için de çok önemli bir altyapıyı oluşturdu.

n11.com CSO’su Örpen Koçak, “Konvansiyonel ticaretin e-ticarete evirildiği günümüzde, lojistik sektörünün de ödeme sistemlerinde olduğu gibi atılım yapması gerekiyor” dedi.

Konvansiyonel ticaretin e-ticarete evirildiği günümüzde, lojistik sektörünün de ödeme sistemlerinde olduğu gibi atılım yapması gerekiyor. Araştırmalar da gösteriyor ki, e-ticaret geleceğin parlak sektörleri arasında. Bunun en önemli sebebi de hızlı teknolojik gelişmelerle beraber tüketici alışkanlıklarının değişmesi. Artık, tüketiciler de mobil ve dijital dünyanın bir parçası oldu. Tam da bu sebeple, önümüzdeki dönemde internet üzerinden alışverişe talebin artması ve e-ticaret gibi talep gören sektörlerin ayakta kalması bekleniyor. Müşteriyi iyi anlayan ve yaşanan değişime ayak uydurarak çalışan şirketler büyümeye devam edecek ve Amazon ve Alibaba gibi şirketler diğerlerini yok edecekler. Bunun bir sonucu olarak da, Kemal’in belirttiği gibi milyarlarca dolar batacak.

Biz Türkiye’de binlerce KOBİ ile çalışıyoruz. Öyle şirketler var ki; örneğin biri, 9 yıldır Amazon’da ürün sattığını söylemişti. Ticaretin bir şekilde yolunu bulan bu şirket, kimsenin yardımı olmadan dünyanın öbür ucuna mal gönderiyor. Doğru pazarı ve doğru ürünü tespit etmiş, doğru nokta ve doğru fiyatı da yakalayarak ürünlerini satıyor. Bazı şirketler ise pazar özelinde hareket ederek çok ciddi e-ihracat yapıyorlar. Örneğin, Avrupa’da çok büyük bir Müslüman toplum yaşıyor ve orada büyük bir pazar var. Burada ciddi bir pazar olduğunu fark eden şirketler, bu pazarı domine ettiler.

Denizli’nin tekstil ve havlu üreticisi olduğu, Bursa’da yedek parça sanayisinin çok gelişmiş olduğu tüm dünyada biliniyor. Bu gibi yerli ürünlerimizin ciddi bir e-ihracat potansiyeli var. Satabileceğimiz ürünleri tespit etmemiz, hangi pazarlarda rekabet gücümüzün yüksek olduğunu belirlememiz gerekiyor. Ardından lojistik altyapı ve gümrükleme sisteminin kurulması, sübvansiyonun olması gerekiyor. Hollanda’nın tüm dünyaya yaş meyve sebze satabilmesinin arkasında devlet desteği var. Bu işleri devlet desteği olmadan yürütmek çok zor. Sonuç alınmak isteniyorsa devletin yolu açması, alt yapının oluşmasına destek olması gerekiyor.

Tabii hayali ihracat yapılmasını engelleyecek kuralların da koyulması lazım. Aksi takdirde ihracat yapamayız ama ithalat patlamaya devam eder. Bunun sonucu olarak da tekstili bile Çin’den almaya başlarız. Zira ülkemizde çok güçlü olan ürün grupları ölmektedir. Aslında şu anda karşımıza yeniden bir fırsat çıktı. Kimsenin istemediği durumda olan Euro/TL ve Dolar/TL paritesi e-ihracat için müthiş bir fırsattır. Burada konuşulan aksiyonlar alındığında çok ciddi bir geri dönüş sağlanabilir.

Türkiye’de e-ticaret büyüyecek ve gelecekte bu işi doğru yapanlar ayakta kalacaklar. Ama e-ticaret sadece Türkiye ile sınırlı kalmamalı. Bunu asıl dışarıya yaymamız, bölgesel oyuncu olarak başlayıp dünya oyuncusuna dönüşmemiz gerekmektedir.

EMRE EKMEKÇİ: Devletimizin e-ihracata inancı aslında mevcut. Türkiye e-ihracat yapabilir ve yapmalıdır. TİM’in bu konuda destek paketleri vardır. Geçen sene devletimiz e-ihracata 40 milyon TL destek vermiş. Fakat bunun karşılığında ne kadar e ihracat olduğu konusunda bir ölçümleme mekanizması kurmamış. B2B sitelerine üyeliklere destek verilmesi iyi ama bu, buz dağının tepesidir.

E-ihracatın lojistik maliyetleri konusunda birkaç rakam vermek istiyorum. Tekstil ürünleri poşette yollandığı için lojistik anlamında çok sıkıntı olmuyor. Ama dekorasyon ürünleri, ayakkabı ve benzerlerini uçak kargoyla gönderiyorsunuz. Uçak kargoda maliyet 20 dolardır. 100 dolarlık bir ürünün Ortadoğu bölgesine 30.90 Euro teslimat maliyeti var. Yurtdışına en ucuz lojistik maliyeti 14 Euro. Yani benim Ortadoğu’ya 217 TL taşıma maliyetim var. Çoğu yabancı site, özellikle Çin menşeili siteler bu ülke postasının desteğinden dolayı bedava taşırken ben 217 TL’ye taşıyorum. Bu rakamlarla e-ihracatı unutun.

PROF. DR. EMRE ALKİN: “Mükemmeli Arayan Kadın” adlı bir kitabım yayınlandı. Türkiye fiyatı 17 lira ama İsviçre’de almak istersen 17.100 Frank. Aradaki farkın sebebini sorduğumda “Taşıma parası” yanıtını aldım…

EMRE EKMEKÇİ: B2B’ye destekler veriliyor ama B2C için tamamen anlayışın ve sistemin değişmesi gerekiyor. Ben Ankara’ya sık sık gidip geliyorum bu konuda. Ankara’da maalesef tek bir muhatabımız yok.
Bu konuda bir siyasi iradeye ihtiyaç var. Belki TİM üzerinden bu konuyu çözebiliriz. Bu konuları birinin sahiplenmesi gerekiyor.

Ben bu konuda çuvaldızı kendimize de batırıyorum. Senelerden beri bu işi yapıyoruz ama e-ihracat konusuna son bir seneden beri kafayı yoruyoruz. İşi, hangi pazarda ne satıldığın bilen biziz. Dolayısıyla devlete de bizim söylememiz gerekmektedir. Bence burada PTT’ye çok ciddi bir iş düşmektedir. Taşıma konusunda olmasa bile hedef ülkelerde lojistik alt yapılarımız konusunda lojistik şirketimize destek vermesi gerekir.

Çin postası bunu böyle yapıyor. Ama PTT’nin şu andaki en büyük işi, Çin’in tüm ürünlerini Avrupa’ya taşımaya talip olmak. Bizimle pek ilgili değil. Avrupa’da lojistik merkezi kurma ve oradan Çin ürünlerinin sevkiyatını yapma projesi gündemde. PTT o işi elbette yapabilir ama bunun bizim milli çıkarlarımızla bir ilgisi yok.

ORKAN AYTULUN: Bu konu hakkında bilgi sahibi olduğum için aydınlatmak isterim. Bu konu, sayın Cumhurbaşkanımız ile Çin yetkilileri arasında görüşülmüş bir konu. Yeni havalimanı bunun bir parçası olacak.
Türkiye, geçiş noktası olarak önemli fayda sağlayacak.

EMRE EKMEKÇİ: PTT kendi anlamında doğru şeyi yapıyor belki ama esas Türkiye’den e-ihracat konusunda inisiyatif alması gerekmektedir. TOBB’da e-ihracat komitesi kuruldu. Ben orada başkanlık görevini üstlendim. Problemleri belirleyip çözüm önerileriyle birlikte ilgili makamlara götüreceğiz. Ben aslında TİM’in bu konuya öncülük etmesi gerektiğine inanıyorum. TOBB ve TİM, Ankara nezdinde önemli organizasyonlardır. Lojistik desteğinin nasıl olması gerektiği üzerinde çalışmamız gerekiyor.

Örneğin Turquality kapsamındaki destekler bu konuya uygun değil. E-ihracat için Rusya’da mağaza açmamıza gerek yok. Asıl iş, buradaki çağrı merkezinde… E-ihracat için muhatap ülkelerin dilinde hizmet vermemiz lazım.
Diğer yandan e-ihracatla ilgili Avrupa’nın mevzuatı da çok sert. Cezaları yüksek.

EMRE ELDENER: Çinliler, İtalya’da kurdukları her biri yaklaşık yüz bin metrekare olan birkaç tane depoyla lojistik konusunu AB çapında kısmen çözmüş durumdalar. Bizim KOBİ’lerimiz, özellikle Amazon platformunda satış yapanlar ise New York civarındaki depoları kullanıyorlar. KOBİ’lerin lojistik sorunlarını çözeriz. Ama sizlerin çapındaki şirketlerin ürünlerinin dünya pazarına sunulabilmesi için bambaşka bir çözüm bulunması gerekiyor. Bu, gerçekten çok zor.

ORKAN AYTULUN: Bir müjde vereyim, KOSGEB yakında e-ticarete yönelik bir destek programı açıklayacak. Sektöre ivme katacaktır.

Yalçın Ayaydın: Gelin birleşelim, TİM ya da TOBB’a başvuralım ve kendi geleceğimizi kuralım.

YALÇIN AYAYDIN: Bütün e-ticaret firmalarının mevzuatla ilgili ciddi ihtiyaçları var. Emre Ekmekçi Başkan ve Orkan Bey Ankara’da bu problemi çözmek için ciddi bir şekilde çalışıyorlar. Ben de gelin birleşelim, TİM ya da TOBB’a başvuralım ve kendi geleceğimizi kuralım, diyorum. Böyle yaparsak bütün sorunlarımızı halledebiliriz.

PROF. DR. EMRE ALKİN: Güzel bir yere geldik, anlaşılan TİM’in bu konuda mutlaka bir adım atması gerekiyor. Ben TİM’in kurucu Genel Sekreteri sayılırım. 1998 yılında TİM’in ilk Genel Sekreteri olmuştum. Bu konuyu TİM’in toplantısında bunu dile getireceğim. Gelecek artık e-ticarette. Köhne bakışların değişmesi gerekiyor.

HALİL ERDOĞMUŞ: Kısaca Kemal Bey’in serzenişine cevap vermek istiyorum. 2001 yılında kargo firması TNT, çok noktadan ürünü alıp tüketiciye ulaştırıyordu. Onlar geleceği biraz daha erken görmüşlerdi sanırım. Sonra bu şirket satıldı ve operasyon sona erdi. Fakat işte 2001’de bu alt yapıları vardı. Durumu anlamak için pazarı ve tüketiciyi doğru anlamak gerektiğini düşünüyorum. Tüketici davranışının ve pazarın her ülkede farklı dinamikleri var. Örneğin Almanya’da AVM’ler pazar günü kapalıdır. Cumartesileri de sekizde kapanır. Dolayısıyla Avrupa’da daha fazla insan elektronik ticaretten alışveriş yapmak zorunda. Bugünkü AVM miktarı ve çalışma süreleriyle e-ticaret istenen hızda büyümeyebilir. Bunu bir eleştiri olarak değil tespit olarak söylüyorum.

Halil Erdoğmuş, Keşan ve Edirne’ye, Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelecek müşteriler için küçük teslimat noktaları kurulmasını önerdi.

İkincisi, elektronik ticaretin genetik kodları bize ABD’den geldi ve oradaki genetik kodlar, “Büyüyün, daha çok büyüyün. Daha çok ve daha çok satış yapın” diyordu. Dolayısıyla Türkiye’deki birçok firma büyümenin büyüsüne kapıldı. 2000’li yılların başında Yemek Sepeti’nde şöyle bir yazı vardı: “Eğer iş modeliniz köşe başında satılan bir ürünü aynı fiyattan ve iki gün sonra satmak üzerine kuruluysa yok demektir.” Türkiye’de e-ticaret sitelerinin iş modelleri hiçbir yerde olmayan fiyatlara dayalı. Ve başkasının, tedarikçinin parasıyla büyüdüler. Düzinelerce, belki yüzlerce firma böyle yolun sonuna geldi. Dolayısıyla iş modellerimizi tekrar şekillendirmemiz, bir katma değer oluşturmamız şart. Yeni iş modelini daha hızlı büyüme üzerine kurulmamalı. Evet, çok ciddi yıkıcı inovasyonlar geliyor, uluslararası oyuncular Türkiye’ye giriyor ama olsun, biz onlarla da rekabet edebiliriz.

PROF. DR. EMRE ALKİN: Efendim, bu toplantıları kim açarsa o kapatıyor. Ev sahibimiz Horoz Lojistik’e ve sayın Başkan’a teşekkür ediyoruz. Bu konunun Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde bir adres bulacağına inanıyorum.

EMRE ELDENER: Bütün katılımcılara çok teşekkür ediyoruz. Çok değerli bir grupla bir arada olmanın mutluluğunu yaşadık. Hem genel hem mevzuatı, hem de birçok teknik konuyu burada değerlendirme imkanı bulduk. Ben e-ticaret yöneticilerinin biraz mali müşavir, biraz hukukçu olmaları gerektiğine inanıyordum. Bugünkü toplantıda bu fikrim daha da pekişti. Mevzuat profesörü olmak durumundayız. Çok şey öğrendiğimi ifade etmem lazım. Sektörle burada konuşulanları paylaşacağız. Turkishtime güzel bir özet çıkartıyor, bütün ana noktalara vurgu yapıyor. Hepinize katılımlarınız için çok teşekkür ediyorum.

GÖKHAN GÜRBÜZ: Hocam bize teşekkür etti ama aslında teşekkür etmesi gereken biziz. Çok değerli katılımcılardan çok değerli bilgiler aldık. Beklentilerimiz ve yapabileceklerimizin aslında ortak olduğunu ve bunların da bu tip platformlarda gerçekleşebileceğini gördük.

Yapılamaz gibi görünen birçok şeyin aslında yapılabilir olduğunun söylenmesi bizleri de memnun etmiştir. O yüzden bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz. Umarım hedeflerimize birlikte ulaşırız.


Toplantı sonunda katılımcılarla uzlaşarak kamuoyuna sunulacak bir sonuç raporu hazırlandı.

<p "style="text-align: center;">
İşte E-TİCARET LOJİSTİĞİNİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE:

1- MEVZUATTA REVİZYON
Lojistik hizmetlerle ilgili mevzuatın e-ticaretin ihtiyaçlarına cevap veremediği gözleniyor. Kargo firmaları önceden ağırlıklı olarak evrak taşımakta iken bugün artık mutfak, mobilya, elektronik, TV taşımaya başladılar. Lojistik firmalarının ofislerinden, çalışanların bağlı bulunduğu sendikaların iş yapma kanunlarına kadar her konuda yeniden düzenlenmesi gereken alanlar bulunuyor.

2- ORTAK PROJE GELİŞTİRİLMELİ
Ortak bir platformda e-ticaret şirketleri, lojistik firmaları, servis sağlayıcılar ve depo hizmeti verenlerin bir araya gelerek ticaretin hacmini artıracak bir yapı ortaya çıkarması gerekiyor. Horoz Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Taner Horoz, “Yaklaştık 250-300 şubeyle, daha ucuza, sizin istediğiniz gibi saatinde teslimat yapan bir model geliştirmek mümkündür. Gelin, böyle bir sistemi birlikte inşa edelim” diyor.

3- LOJİSTİĞE YATIRIM
E-ticaret şirketlerinin depolama ve sevkiyat planlama sistemlerinin yeterli alt yapıya sahip olmadığı görülüyor. Şirketlerin bilgi teknolojilerine yaptıkları yatırımının çok daha azını lojistik konusunda teknolojiye yaptıkları dikkat çekiyor. Sektörün bu konuda kendisini gözden geçirmesi ihtiyaç arz eriyor.

4- ŞEFFAF VE İZLENEBİLİR HİZMET
Tüketiciler, hızlı teslimatla birlikte daha şeffaf ve izlenebilir bir hizmet de talep ediyor. Teslimatın hangi aşamada olduğunu görmek istiyor. Evet, bugün SMS ve e-posta aracılığıyla tüketiciler mümkün olduğunca bilgilendiriliyor ama örneğin ürün varış noktasına ulaştığında müşterinin evde olmaması sorun oluşturuyor. Sürecin daha şeffaf hale getirilmesi ve böylece ürün ulaştığında müşterinin veya bir yakınının orada bulunmasını sağlamak şart. Teknolojinin bugün ulaştığı noktada bunu yapmak mümkün.

5- HASARA KARŞI ÖNLEM
Son dönemde kredi kartının kopyalanması kadar satın alınan ürü-nün zamanında gelip gelmeyeceği, zamanında gelse bile hasarla karşılaşılıp karşılaşılmayacağı da aynı ölçüde sorun olarak görülmektedir. Hasar durumunda değişim sağlansa bile müşteri bunu ciddi bir zaman ve değer kaybı olarak görüyor. Güveni sağlamak için de paketlemeden başlayarak tüm aşamaların müşterinin sorunlarını çözecek şekilde kurulması gerekiyor. Burada birçok paydaşlara düşen görevler var. Eğer ürünün kırılmasına karşı önlem alınmadan, yani pakete yatırım yapılmadan gönderim gerçekleştirilirse sonucun ne olacağı bellidir.

6- İK SORUNU
Kargo sektöründe nitelikli personel ihtiyacı bulunmaktadır. Sık personel değişikliği bölgeyi ve müşteriyi anlamak için handikap. Gelişen dijital altyapı ile birlikte eğitime önem verilmelidir.

7- BÜYÜK VERİ KULLANILMALI
Büyük verinin daha etkin kullanımı da önemli bir ihtiyaç. Amazon, Amerika’da büyük veriyi kullanarak hangi eyaletten hangi ürüne ne kadar talep geleceğini ölçtüğü için depolamayı o eyaletin sınırları içerisinde yapabiliyor. Türkiye’de ise gecikmeler, müşteri şikayetleri gibi konular her şeyin önüne geçiyor. Bir ürüne nereden, ne kadar talep geldiğini bilmek, hangi aşamalarda sorunlar yaşandığını görmek, büyük veri aracılığıyla mümkün.

8- DEPOLAMADA DAĞINIKLIK
Depolamada da sıkıntılar vardır. Depolar İstanbul’un çeşitli yerlerine yayılmıştır. Bu konuda şirketlerin bir araya gelmesi ve lojistik merkezleri oluşturmaları gerekmektedir. Devlet arazi ve başka desteklerle lojistik kentlere destek sağlayabilir. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde lojistik kentler kurulmalı.

9- LOJİSTİK YÖNETİCİLERİNE KULAK VERİLMELİ
Lojistik yöneticileri maalesef Türkiye’de diğer departmanların gölgesinde kalıyorlar. Örneğin satış - pazarlama departmanı itiraz ettiğinde lojistik departmanının sözü geçmiyor. Bu konuya stratejik düzeyde, yani genel müdür ve yönetim kurulu düzeyinde el atılması gerekiyor.

10- E-iHRACATTA YAPILMASI GEREKENLER
E-ihracatın lojistiğide devlet desteği gerekiyor. Çünkü yurtdışına yönelik lojistik maliyetleri çok yüksek. Bu konuda PTT’ye de önemli sorumluluklar düşüyor. Diğer yandan lojistik firmalarının platform entegrasyonları yurt içinde belki tamamlandı ama yurt dışında henüz çözülmüş değil. Bu konuda alınacak çok yol bulunuyor.

Toplantının sonuç raporunu .pdf olarak okumak için tıklayınız.